Sinema kariyerim: İki dakikalık figüran

Sinema kariyerim: İki dakikalık figüran

Gazetecilik ve televizyonculuk hayatımda, birlikte çalıştığım sevgili arkadaşım Orhan Can’ın internet sitesi Arka Güverte’te geçtiğimiz günlerde, beni gülümseten bir haber yayınlandı..
“Burak Ersemiz’den sonra, ünlü gazeteci Meriç Köyatası’nın da filmde oynadığı ortaya çıktı.” Ve bu başlığın eşliğinde de filmden iki kare fotoğraf yayınladı.

Fotoğraflara baktım da, saçlarım dökülmemiş, tam bir bonus kafa, kilolar bedenimi işgal etmemiş bir haldeyim.
Beni 27 yıl önceye götüren bu haber vesilesi ile de Orhan Can’a Yeşilçam’a nasıl figüran olduğumu yazacağımı söyledim. Çünkü öyküsü bana göre epey komiktir.
Yılı tam hatırlamıyorum ama sanırım 1989-1990 yılları olmalıydı. O sıralar hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi Şefiyim. Gazete, Cağaloğlu’ndaki tarihi binada. İkinci kattaki büyük salona girdiğimizde solda ilk pencere kenarında ekonomi servisi yer alıyor. Hemen bir cam bölme ile ayrılan arka tarafımda Haber Merkezi editörleri oturuyor. Salonun orta kısmında istihbarat servisinin acar muhabirleri, Dış Haberler Servisi ve sonrasında da foto muhabirleri oturuyor. Tabi foto muhabirlerinin oturduğu yerde telsiz dinleme servisi ve unutulmaz Rıfkı Kadam var… Hemen sonraki odalarda ise her zaman bakımlı ve şık giyinen Haber Müdürü rahmetli Mehmet Türker, İstihbarat Servisi Şefi Mehmet Ali Yula, Dış Haberler Servisi Müdürü, dünya bey efendisi ve müthiş entelektüel rahmetli Şevki Adalı’nın odaları var.
Gazeteci ve gazete konulu filmler için Cağaloğlu’ndaki Hürriyet binası, biçilmiş bir gerçek film seti… Rahmetli Atıf Yılmaz, bizim ikinci katta film çekiyor. Sabahın erken saatlerinde seti ve ışıkları kurmuşlar, hummalı bir faaliyet var. Ben de her sabah olduğu gibi saat 10.00’da gündem toplantısına katılmak için aşağı indim. Genel Yayın Müdürümüz ise efsane Çetin Emeç… Bana ve o dönem birlikte çalıştığım birçok arkadaşıma göre, Çetin Emeç’ten sonra Babıali’ye onunu gibi bir Genel Yayın Müdürü gelmedi. Aşağılık ve yobaz teröristlerin kurşunlarıyla hayatını kaybeden Çetin Emeç’i sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum. Mekanı cennet, ışığı daim olsun.
Rahmetli Çetin Emeç döneminde bizim yazı işleri gündem toplantıları, epey gerilimli geçer. Tüm servisler gündeminde ne varsa okur en son da Ankara’dan Ertuğrul Özkök tele konferans sistemi ile kendi gündemlerini ballandıra ballandıra anlatır. Ardından da rahmetli Çetin Emeç, hangi haberin hangi sayfaya hangi büyüklükte gireceği konusunda ön talimatlarını verir. Eğer daha yeni ve bomba bir haber çıkarsa da sayfa değiştirilirdi.
Ankara’dan ekonomi haberlerini genellikle, Enis Berberoğlu, rahmetli Yavuz Gökmen ve Serdar Turgut geçerdi. Enis Berberoğlu ve rahmetli Yavuz Gökmen’in gündem toplantısında okunan haberleri bir iki saat içinde geçer ve çok rahat bir şekilde ben de sayfayı yapardım. Ancak Serdar Turgut haberleri her zaman sorunlu olurdu. Ortada haber yok. Fakat Serdar Turgut Merkez Bankası ya da Devlet Planlama Teşkilatı’ndan bir üst düzey bürokratla konuşmuş diye başlayan ve Ertuğrul Özkök’ün uzun uzun ballandıra ballandıra anlattığı çok çok önemli olduğu iddia edilen hayali haberlerden söz edilirdi. Rahmetli Çetin Emeç de bana döner, “bu haber senin sayfada manşet olsun, biz de birinci sayfadan anons verelim” derdi.
Bu arada o dönemde, gazetenin baskı tekniği nedeniyle ekonomi sayfasının hazırlanıp montaja teslim edilme saati, en geç akşamüstü saat 16.30 idi.
Saat 15.00 olmuş, sayfayı yapacağım, ancak Serdar Turgut’tan daha tek satır yazı gelmemiş. Serdar Turgut o zamanlar henüz “penis” yazıları yazmıyor. Merkez Bankası’nın sıkıcı bir sözcüsü gibi haberler geçiyor. Ve sanki gazete haberi değil de aylık bir dergiye yazıyormuş gibi uzun uzun yazıyor. Ben de her zaman olduğu gibi santraldan Ankara’dan Serdar Turgut’u aramasını rica ediyorum.
Daha hala haberin hazır olmadığını öğrenince telefonu sert bir şekilde kapattıktan sonra, “şimdi sinirleneceğim ha diye bağırarak cihazı duvara fırlatıyorum, telefon parçalanıyor.”
Çevremdeki arkadaşlar da, “şimdi sinirleneceğim” lafıma, “bu sinirlenmemiş hali” diyerek gülüyor. Hışımla yerimden kalkıyorum ve tuvalete gidip yan yana dizilmiş pisuarlardan birinde küçük su döküyorum. Hemen yanımdaki pisuarda Yeşilçam’ın ünlü yönetmeni Atıf Yılmaz belirdi ve bir taraftan küçük su dökerken de bir taraftan söze girdi:
AY: Beyefendi ne kadar da güzel telefonla konuşuyorsunuz öyle…
MK: Sormayın Atıf bey. Bunlar her gün böyle, işlerini zamanında yapmazlar, iki ayağımızı bir pabuca sokarlar…
AY: Ben de geciken değil ama işini yapamayan bir beceriksiz figüranla uğraşıyorum. Saat 11.00’den bu yana dört saat geçti ve güya oyuncu olduğunu iddia eden bir adam, iki gazeteci arasında geçen kısa bir telefon konuşması yapamıyor. Sizden rica etsem, oynar mısınız?
MK: Hay hay…Memnuniyetle… Ancak saat 16.30’da sayfayı bitirmem lazım. Ve hala beklediğim haber gelmedi. Şimdi büyük ihtimal, bir konu bulup manşeti ben yazacağım, sonra da sayfayı yapacağım. Siz hazır olun 16.30’da gelir oynarım.
Neyse saat 16.30’da sayfayı yaptım, montaja teslim ettim ve ikinci kata dönüp o zamanlar yaptığım en iğrenç iş olan bir sigara yaktım. Atıf Yılmaz bey geldi. Rolümü tarif etti. Karşımda biri varmış gibi davranacak ve bir başka gazeteci ile kısa bir konuşma yaptıktan sonra da kendi aramızda bir iki laflayacaktık. Yaklaşık bir dakika kadar bir konuşma yaptığımı hatırlıyorum. Baktım, Atıf Yılmaz başta olmak üzere set ekibinde herkesin yüzünde bir gülümseme. Çok güzel, şahane, tebrikler sesleri… Ama ardından görüntü yönetmenin ya da kameramanın mahçup bir pişmanlık ifadesi… “Efendim kadraj ve ışığı ayarlamakla meşguldüm. Bunu prova gibi düşündüm, çekim yapmadım…”
Haydaaaa…. Kısa bir duraksamadan sonra ben de “Fark etmez, eğer oldu diyorsanız, bu konuşmayı tekrar yaparım, yok olmadı diyorsanız, birkaç kere denemem. Birazdan şehir baskısı için sayfayı tekrar yapmaya başlayacağım” dedikten sonra yeni bir konuşma yaptım ve masama dönüp şehir sayfasını hazırlamaya başladım.
Sonradan öğrendiğime göre, Filmin adı, Bekle Dedim Gölgeye imiş. Başrollerinde, Hale Soygazi ve Aytaç Arman oynamış. Film sinemalarda gösterimden sonra televizyonlarda da oynamış. Birçok kişiden filmde oynadığımı duydum ama ben filmin bütününü de o sahnesini de seyretmedim. Filmde ücretsiz figüranlık yaptım ama galasına bir davetiye bile göndermedikleri için de biraz sitem ettim.
Şimdi sevgili Orhan Can’ın bu paylaşımı üzerine, filmi internetten buldum. Filmin başında dördüncü dakikasında önce telefonla, sonra da diğer arkadaşlarla kısa bir konuşma yapıyorum. Ama galiba orada önemli olan telefondaki konuşma değil, konuşurken takınılan tavır önemliymiş ki, filmdeki ses benim sesim değil. Dublaj yapmışlar. Ama zaten Yeşilçam’da neredeyse filmlerin tamamı sonradan dublaj imiş…
Filmin kapanış jeneriğinde ise Gazeteciler yazılan bölümde, kendi adımla birlikte o dönem Hürriyet’te birlikte çalıştığımız Oktay Şengüler, Tamer Çerçi, Rahmetullah Eryılmaz, Metin Erarabcı ve Nurten Erk’in de filmde rol aldığını gördüm.
27 yıl önceki Yeşilçam figüranlığım bu kadar. Başarılı olmadım ki, başka teklifler almadım. İyi ki almadım. Maazallah Cüneyt Arkın filmlerinde figüranlık teklifi gelseydi…

Meriç Köyatası