Nou Camp’a nasıl ki, “sırf Messi için” gitmeye değerse İnönü ve Şeref Stadı’na da sırf Yusuf için gitmeye değerdi

Nou Camp’a nasıl ki, “sırf Messi için” gitmeye değerse, bir zamanlar Dolmabahçe’ye ve Şeref Stadı’na da sırf Yusuf için gitmeye değerdi..
Seni unutmadık Yusuf Tunaoğlu…

Nou Camp’a nasıl ki, “sırf Messi için” gitmeye değerse İnönü ve Şeref Stadı’na da sırf Yusuf için gitmeye değerdi..

Zafer Arapkirli

Yusuf Tunaoğlu, Türk futbolcu. Kariyerinin büyük bir bölümünde Beşiktaş’ta oynamıştı.

Beşiktaş’ın Efsaneleri-Yusuf Tunaoğlu

Çocukluk zamanlarımızda Beşiktaş’ın Ankara’ya gelmesini iple çekerdik. Beşiktaş’ın geldiği gün bize bayram olurdu.

Beşiktaş’ı devamlı takip ediyorduk ama beni gerçekten etkileyen, unutamadığım kadro 1966-67 yıllarına aitti.

O yıllarda yaşadığımız 3 lig şampiyonluğu ve Yusuf Tunaoğlu…

Kalede Necmi Mutlu yedeği Sabri Dino geride Fehmi, Süreyya, Kaya Köstepen, unutulmaz orta saha Suat Mamat, Sanlı Sarıalioğlu ve Yusuf Tunaoğlu, ileride Faruk Karadoğan ve Güven Önüt bu isimler hafızama kazınmış ama bu muhteşem kadroda bile parlayan bir Yusuf …

Yusuf Tunaoğlu müthiş bir yetenekti, Tanrı vergisi bir sol ayak, oyunu okuması, inanılmaz çalımları…

Onu seyrederken topun adeta ayağına yapışmış olduğunu düşündürdük. Rakiplerini ipe dizer rakip defansları şaşkına çevirirdi, tam anlamı ile top cambazıydı.

Yusuf o kadar fark yaratmıştı ki; bir ara biz Beşiktaş geliyor diye heyecan duyarken rakip takım taraftarları da Yusuf geliyor diye onu seyretmeye gelirdi.

Ne yazık ki ona doyamadık… Oysa daha nice yetenekli, ahlaklı oyuncular kazandıracaktı Beşiktaş’ımıza. O kadar erken ayrıldı ki Yusuf, sanki ağzımıza bir parmak bak çaldı, gitti.

Yetmişli yılların başında televizyonun tek kanal ve siyah beyaz olduğu günlerde; 5 eski yıldız futbolcunun katıldığı bir yarışma vardı. Diğer yıldızları pek hatırlamıyorum çünkü orada en büyük yıldız Yusuf vardı.

Kale büyüklüğünde portatif bir duvar ve 90 tabir ettiğimiz sol köşesinde de topun geçebileceği büyüklükte bir delik . Beş penaltı atılıyor ve topu en fazla bu delikten geçiren yarışmacı birinci oluyordu.

Diğer yıldızların hiç biri beş atışta başarılı olamadı ama Yusuf o müthiş sol ayağı ile beş atıştan ikisini o delikten geçirdi. Stüdyoda ortamı, takım elbise ve makosen ayakkabı ile bu işi yapsa yapsa Yusuf Tunaoğlu yapardı.

Bugün ismi Yusuf olan Beşiktaşlıların çoğunun adı futbol dehası Yusuf Tunaoğlu’ndan gelir. Çocuklara verilen Yusuf isimleri onun hatırasını yaşatmaktadır.

Ben YUSUF TUNAOĞLU’nu ve O şampiyon takımı seyretmenin mutluluğu ile bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim.

Beşiktaş’lı olmanın sevgisiyle hoşçakalın…

H. Feza İnalpulat
Beşiktaş JK Genel Kurul Üyesi
Anadolu Beşiktaşlılar Derneği Üyesi

KISACA HAYATI

1946 yılında doğdu. O da Sanlı Sarıalioğlu gibi Beşiktaş alt yapısında yetişti. Baba Hakkı’nın kontrolünde önce Genç Takım’da arkasından da Profesyonel Takım’da yer aldı. Yalnız Beşiktaş’ta değil, Türk Futbolu’nda 30-40 yılda bir sahalarda görülebilen süper yıldızlardan biriydi. Büyük top tekniği, driplingleri, arkadaşlarına attığı milimetrik paslar ve oyun kuruculuktaki zekası ile Avrupa çapında bir oyuncuydu.

Futbolu bırakmadan önce bir sezon Altay’a transfer oldu, ancak Beşiktaş’a geri döndü. Altay’da oynadığı Beşiktaş maçı hiç unutulmaz.

Yusuf, ilk kez ayrılır çok sevdiği Beşiktaş formasından. Alışmıştır siyah-beyaz renklere bir kere. İzmir’in siyah-beyaz takımı Altay’a gider bir seneliğine. Egeli futbolseverlere sergileyecektir bir süre için ayaklarındaki sihri, İzmir sahnesinde. Ve İstanbul’da bir başka forma altında, ilk kez Beşiktaş taraftarının önüne çıkacağı gün gelir, çatar. Onur meselesi yapmıştır, yıllar boyunca oynadığı oyunun sahneden indirilmesini. Bir oyun sergiler ki çok sevdiği Beşiktaş’a karşı, hallaç pamuğu gibi dağıtır, darmadağın eder Beşiktaş defansını. Kendisini Niko ve Ünal tutmaya çalışmaktadır. Ama ne mümkün. Bir çalım ona, bir çalım öbürüne. Beşiktaş kalesinin dibine kadar gelir. Sabri ile karşı karşıyadır. Vursa golü atacak. Vurmaz ama. Vuramaz. İçi kaldırmaz. Geriye doğru çıkarır topu.

Beşiktaş tribünleri inlemektedir: “Yusuf… Yusuf…” diye. Bu Beşiktaş taraftarı değil midir, Yusuf’un kadro dışı bırakılıp, Beşiktaş amatör takımıyla idmana çıkarıldığı günlerde, aynı saatlerde Mithatpaşa Stadı’ndaki Beşiktaş’ın 1. lig maçı 5 bin taraftara oynanırken, Ali Sami Yen Stadı’ndaki Beşiktaş amatör maçında sırf Yusuf’u izlemek için 15 bin kişiyle tribünleri dolduran?

Alkışlarlar, gönüllerinden hiçbir zaman söküp, atamadıkları yıldızlarını, avuçlarını patlatırcasına. Henüz izlemeye doyamadıkları oyunu sahneden indirenlere yöneltirler tepkilerini, olanca şiddetiyle:

“Yönetim istifa!… Türel İstifa!…”

Yusuf’un Beşiktaş’a karşı oynadığı bu maç, kendisini kadroda görmek istemeyen teknik adamların da Beşiktaş’taki son maçı olur. Bir sonraki sezon, transferin son gününde Altay’dan geri alınır Yusuf. Onun bir kez daha, Beşiktaş’a karşı böylesine bir futbol oynama ihtimalinin dahi sonları olacağını fark etmiştir kulüp idarecileri.

Futbolu bıraktıktan sonra, uzun bir dönem Beşiktaş alt yapısında görev aldı. 2000 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama çok erken veda etti.

“Bu çocuk, bizim atmosferimiz içerisinde yetiştirilmeyip de, bir Güney Amerika doğumu ve ekolü içerisinde olsaydı, bugün ismi bir Pele’den, bir Didi’den daha önce gelirdi.”Milliyet’teki köşesinde Türk futbolunun yetiştirdiği en büyük yıldızlardan rahmetli Şükrü Gülesin, Yusuf için böyle yazıyordu. Tarih 21 Ağustos 1976. Yusuf’un futbola veda günü…

Son senesinde, çoğu karşılaşmaların ikinci yarılarında olmak üzere, sadece 8 kez giyer siyah-beyazlı formayı. 30 yaşındadır. Kilo almıştır. Hiç de iyi bakmadığı bedeninin, kıvrak zekasının emrettiklerini eskisi gibi başarıyla yerine getiremediğinin farkındadır. 21 Ağustos 1976 günü, Ağustos ayı olmasına rağmen sanki gökler göz yaşı dökmektedir, hiçbir izleyicisinin doyamadığı bu aktörün son kez sahneye çıkmasına. Şimşekler çakmakta, seller boşalmaktadır İstanbul semalarından. Hava şartlarına rağmen, 12 bin futbolsever nefeslerini tutarak izlerler, baş roldeki büyük aktörün 22 dakika sahne aldığı bu son oyunu.

İddia üzerine, Tünel’den başlayarak Taksim’e kadar sektire sektire topu ayağında, İstiklal Caddesi’ni boydan boya katetttiği anlatılır Yusuf’un. Sihirli ayakları izleyenini öyle bir büyüler, öyle unutulmaz bir tat bırakır ki izleyicisi üzerinde, bir “hokus pokus” ile diğer “hokus pokus”u arasında haftalar, aylar da geçse, izleyicisi umutla, sabırla bekler yine de…

Bir, iki bel kıran cinsten çalım, birkaç ustaca gol vuruşu, birkaç milimetrik pas, gözlerine çalınan bir parça güzellikle avunmak zorunda kalan hayranlar. Bekleyen, umutla, sabırla bekleyen milyonlar…

FUTBOLCULUK KARİYERİ

Beşiktaş alt yapısında oynarken Baba Hakkı (Hakkı Yeten’in) dikkatini çekti ve 62 yılına kadar onun gözetiminde yetişti.Cambaz gibi topla oynayan, seyrine doyum olmayan bir tekniğe sahip olan Yusuf Tunaoğlu’ndaki ışığı Hakkı Yeten çoktan keşfetmişti bile. O sırada Beşiktaş as takımında oynamakta olan Şenol-Birol ikilisine Fenerbahçe talip olunca, Baba Hakkı hiç tereddütsüz “özkaynağın” ne demek olduğunu ders olarak okuturcasına tarihi sözünü ediyordu;

“Şenol’lar Birol’lar gider, Yusuf’lar, Sanlı’lar gelir”

Yusuf Tunaoğlu işte unutulmazlar arasına adını yazdıracağı sürece, böylece 17 yaşında adım atıyordu. Antrenör Spajic tarafından ilk maçını oynaması için kadroya alındığında, zaten takım antrenmanlarında, saygıda kusur etmediği ağabeylerine “bel kıran” cinsten çalımlar atıyor haldeydi.

Yusuf Tunaoğlunun ilk maçını canlı izlemiş biri olan Cem Özmeral’in ağzından şöyle anlatılır o gün; “Stad hopörlörlerinden takımlar anons ediliyor: Necmi, Erkan ,Fehmi….. Sol iç mevkiinde Yusuf…Allah , Allah bu da kim? Genç takımdan Yusuf’u tercih etmiş Spajic hoca bu maç için!Rakip takımın kim olduğunu hatırlamadığım maçı Beşiktaş kazanıyor. Ama unutamadığım genç Yusuf’un oyunu.Uzun boylu , açık renk gözlü, esmer tenli gencecik bir oyuncu… Vücudunun üst kısmı bir jimnastikçi gibi gelişmiş , geniş omuzlu kıvırcık saçlı esmer tenli ,yağız gencecik bir Kartal.Top ayağına yapışmis karşısına gelenleri bir ilizyonist, bir sihirbaz gibi, topu saklayarak geçiyor. Paslar atıyor, ortalar yapıyor, kaleyi uzaktan yokluyor. Hani gök mavili İtalyanların, Rivera’sı var ya, onun gibi birşey. Topu her alışında tribünler ayağa kalkmaya başladı. Bir günde bir yıldız doğuyor.”

Böylesine etkiliyordu ilk maçında kendini izleyenleri Yusuf Tunaoğlu.Yusuf Tunaoğlu yalnız Beşiktaş’ta değil, Türk Futbolu’nda 30-40 yılda bir sahalarda görülebilen süper yıldızlardan biri olarak tarih sayfalarında yerini almıştır.1962-76 yılları arasında 172 lig maçında forma giydi.

Anderlecht’li yöneticilerin dikkatini, 1965 yılında Belçika’da organize edilen Ordular arası Dünya Şampiyonası karşılaşmalarında çekmişti. O’nu terhis olur olmaz renklerine katmaya karar vermişlerdi. Bu büyük transfere Beşiktaş da razı olmuştu. Taraflar her konuda anlaşmışlardı. Bir akşam Boğaz’da yaptığı trafik kazasından sonra Anderlecht bu transferden vazgeçti. Beşiktaş’ın gelmiş geçmiş en muhteşem kadrosu olan; Hakkı’lı, Şükrü’lü, Çengel Hüseyin’li kadrosunda bile ilk onbirde kendisine yer bulabilecek çaptaydı.

BAŞARILARI

Beşiktaş’ta 2 Türkiye Ligi Şampiyonluğu, 1 Cumhurbaşkanlığı Kupası yaşadı. 1962-76 yılları arasında 172 lig maçında 23 gol kaydetti. Yusuf’un, 1971-72’deki 5-1’lik Göztepe maçında kaleci Ali’yi bir hareketle ters köşe yaparak topu ağlara göndermesi, unutulmayan golerinden biriydi. 6 kez A, 3 kez Ümit, 5 kez de Genç olmak üzere toplam 14 kez Milli oldu.

Kaynak:

Beşiktaş’ın Efsaneleri-Yusuf Tunaoğlu