Şehit Ömer Halisdemir kadar önemli Şehidimiz. 66. Zırhlı tugay dışarı çıksaydı İstanbul’da durum çok daha vahim olacaktı. Albay Sait Ertürk, Albay Davut Ala, bir astsubay, dört uzman çavuş ve dört polisin büyük destanı. İkisi şehit oldu ama darbeci hainler tugaydan çıkamadı

Kurmay Albay SAİT ERTÜRK

Şehit ÖMER HALİSDEMİR kadar önemli ŞEHİDİMİZ.
Maalesef pek bilinmiyor!
66. Zırhlı tugay dışarı çıksaydı durum çok daha vahim olacaktı.

Kurmay Albay SAİT ERTÜRK.
15 Temmuz gecesi arkadaşı ve yanlarına aldığı üç uzman çavuş ve üç polis ile birlikte eski görev yeri 66. Zırhlı Tugaya gidip tankların ve mühimmatların çıkışını engelleyerek şehit oldu.
Komutanlar, şehidin eşine “O olmasaydı İstanbul olmayacaktı” dediği bilinir.

Ankara’da Ömer Halisdemir kim ise İstanbul’da SAİT ERTÜRK o’dur.

Kendisi kurmay albay olması ile birlikte o gecenin TSK adına şehit olan en rütbeli askeridir ama gel gelelim kendisinin o geceki hikayesini bilen fazla kişi yok.
(Sn. Olga Ates’ten alıntıdır)

Kurmay Albay SAİT ERTÜRK
Kurmay Albay SAİT ERTÜRK ve Albay Davut Ala kimdir ve o gün nasıl kahramanlık yaptılar?

FETÖ’nün kalkışmasında şehit düşen “En yüksek rütbeli asker” Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk, arkadaşı Piyade Albay Davut Ala ile 66. Zırhlı Tugay’da verdiği mücadeleyle İstanbul’u kurtardı.
Şehit Albay, zırhlı tugayın birlik dışına çıkmasını engelleyerek, darbe girişimine desteğini engelledi.
Sait Ertürk’ün eşi Ceylan Ertürk “Taziye için beni arayan komutanlardan şu ifadeyi kullananlar oldu; ‘Sait olmasaydı, bugün İstanbul yoktu.’ Tabii ben bunun yanına Davut Albay’ı da ekliyorum” dedi.

FETÖ mensuplarının darbe girişimini duyar duymaz harekete geçerek destan yazanlardan biri de 47 yaşındaki 3. Kolordu Komutanlığı Yrd. Başkanı Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk oldu.

Hain girişim üzerine komutanları ve devreleriyle hemen iletişime geçen Ertürk, evinde arkadaşı Kartaltepe Kışlası Komutanı Piyade Albay Davut Ala ve bir astsubayla buluşarak, istişarelerde bulundu.
Toplantı sonunda, Sait Ertürk Albay’ın iki yıl önce görev yaptığı 66. Zırhlı Tugay Komutanlığının darbeye desteğinin engellenmesine karar verildi.

Ertürk ve Ala, tamamen kendi inisiyatifleriyle, yanlarına aldıkları üç polis ve üç uzman çavuşla tugaya giderek, o kara gecenin en önemli mücadelelerinden birini verdi. İki komutanın liderliğinde kurulan dörder kişilik iki tim, tankların, silahların ve askerlerin dışarı çıkmasını engelleyerek, tugay içindeki hareketlenmeyi durdurdu.

Tugayın darbeye katılımını engelleyen Sait Ertürk, tek kurşunla şehit düşerken arkasında 8 ve 18 yaşlarında iki kız çocuğunu ve eşini bıraktı.
Mücadelede 7 kurşunla yaralanan Davut Ala’nın ise tedavisi sürüyor. Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk’ün cenazesi, Ankara’da Cebeci Şehitliği’nde toprağa verildi.

Eşi yaşadıklarını anlattı

Şehit Piyade Kurmay Albay Sait Ertürk’ün eşi Ceylan Ertürk, olay gecesi yaşadıklarını ve eşiyle konuşmalarını şöyle  anlatmıştı:

“Emir komuta zinciri dışında cemaat kalkışma yapıyor”

“Kızım aradığında Sait yürüyüşte. Kızımıza ne olduğundan haberi olmadığını ve eve gelince arayacağını söylüyor. Televizyonu açtıktan sonra olup biteni görüyor ve bir arkadaşını arıyor.
Devre arkadaşı ‘Komutanım, emir komuta zinciri dışında cemaat sanırım bir kalkışma yapıyor.’ diyor.
Sonrasında Sait, iki sene önce görev yaptığı 66. Zırhlı Tugay Komutanlığında Kartaltepe Kışla Komutanı olarak görev yapan arkadaşı Piyade Albay Davut Ala’yı arıyor.
66. Zırhlı Tugay, çok fazla mühimmat ve teçhizat olan bir tugay.
Albay Davut Ala, darbe girişiminde yaralanan albay. Telefonda irtibat kurup, ‘Davut ne yapacağız?’ diye soruyor ve eve çağırıyor.
Davut Albay, eşim ve Sait’in yanında çalışan bir astsubay, bizim evde buluşuyor ve istişarede bulunuyor, ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorlar. Sonuçta, kendi inisiyatifleriyle 66. Tugay’a gitmeye karar veriyorlar.”

“Bu iş sabaha biter, hepsini derdest ederiz”

Telefonda konuştukları eşinin sakin olmalarını, telaş yapmamalarını istediğini anlatan Ceylan Ertürk,
“Bir konuşmamızda çok heyecanlıydı. ‘Sakin olun, bu iş sabaha biter, hepsini derdest ederiz.’ dedi.” diye konuştu. Ertürk, eşiyle olan konuşmaları ve arkadaşlarının anlatımlarına göre, eşi ile Davut Albay’ın kolordudan gelen araçla polisin yolları kapatması nedeniyle ulaşamadıkları kışlaya Davut Albay’ın tanıdığı vali yardımcısı vasıtasıyla iki polis eşliğinde gönderilen araçla gittiklerini aktardı.
Bu sırada eşinin telefon etmek yerine attığı mesaja “Hayatım merak etme, sağ olsun vali yardımcısı araç gönderdi, Davut Albay, ben, iki polis arkadaşla yoldayız. Halkımız da burada. Onların da desteğiyle sabaha kadar hainleri toparlayacağız.” yanıtını verdiğini kaydeden Ceylan Ertürk, bunun eşiyle son iletişimi olduğunu söyledi.

Ceylan Ertürk, “Eşim, 66. Zırhlı Tugay’da 2 yıl önce Tugay Komutan Yardımcısı olarak görev yaptı. Kendini sorumlu hissetmiş. ‘Biz gidelim, orası benim eski tugayım, personelin bir kısmı beni tanıyor, ben onları ikna ederim, bu işe kalkışmazlar.’ fikriyle oradaki kalkışmayı engellemek için gidiyor.
Anlatılanlara göre, vardıklarında önce büyük bir kalabalık görüyor tugayın dışında. 66. Zırhlı Tugay’ın Kartaltepe Nizamiyesinde araçtan iniyorlar.
Tugaydan öncesinde birkaç tank çıkmış ve zaiyata neden olmuş. Onun üzerine halk orada toplanmış.
Sait sivil olduğu için kimliğini göstererek, kendisini halka tanıtıyor. ‘Biz bu hainleri yakalamaya geldik, bu olayları bastırmaya geldik.’ diyerek halkı teskin edici bir konuşma yapıyor.
Halk neyin ne olduğunu görünce hatta ‘En büyük asker bizim asker’ diye tezahürat yapıyor.” ifadelerini kullandı.

“Yaptığınız vatan hainliği”

“Davut Albay’ın yanında iki polis bir uzman çavuş, Sait’in yanında bir polis iki uzman çavuş iki ayrı tim oluyorlar, karargaha doğru ilerliyorlar.
Sait, karşısına çıkan askerlere ‘Devletten yana mısınız, hainlerden yana mısınız?’ diye sorarken, ‘Devletten yanayız’ diyenleri de yanına alıyor.
Karşısına çıkan gruplara teslim olmaları gerektiğini, yaptıklarının vatan hainliği olduğunu söylüyor ve kışla içerisinde bu kalkışmaya karışan askerleri ikna ederek, etkili bir konuşmayla olayların yatışmasını sağlıyor, tankların ve silahların dışarı çıkmasını engelliyorlar.
Karargaha varana kadar geçen birkaç saat içinde tugay içindeki hareketlendirmeyi durduruyorlar.
Taziye için beni arayan komutanlardan şu ifadeyi kullananlar oldu; ‘Sait olmasaydı, bugün İstanbul yoktu.’ Tabii ben bunun yanına Davut Albay’ı da ekliyorum.” 

“Davut Albay bir yönden, eşim bir yönden gidiyorlar. Karargaha önce Davut Albay geliyor ve kimsenin olmadığını görüyor.
Eşimi arayarak ‘Komutanım kaçmışlar.’ diyor.
Çatışma sesleri duyuyor.
Bu arada kalkışmacıları yakalamak için karargaha arkadan yaklaşan eşim ve beraberindeki bir polis iki uzman çavuşun karşısına hainler çıkıyor.
Sait onlara önce kendisini tanıtıyor, ‘Ben 3. Kolordu Harekat Yar Başkanı Albay Sait Ertürk, teslim olmanızı emrediyorum’ diyor.
Karşı taraf da ‘Sen bize teslim ol’ diyor.
Çıkan çatışmada önce polis arkadaşımız, sonra eşim şehit oluyor.
Davut Albay silah seslerini duyunca beraberindeki ekiple geliyor.
Açılan ateş sonucu Davut Albay 7 kurşunla yaralanıyor, yanındaki iki polis şehit oluyor.
Eşim sağ tarafından giren tek kurşunla şehit oluyor.”

“Askerlik onun için havaydı, suydu, yediği ekmekti, her şeyin önündeydi”

“Annemiz ve rahmetli babamızın hep bahsettiği gibi Sait, çocukluktan itibaren askerliğe gönül vermiş.
Askeri lisenin ardından Kara Harp Okuluna 1986’da giriyor, 1990’da mezun oluyor.
Daha sonra 1999 yılında akademiyi kazanana kadar muhtelif yerlerde görev yapıyor.
Dereceyle girdiği akademiden 3. olarak mezun oldu. ABD’de iki yıl yüksek lisans yaptı.
Ege Ordu Komutanlığında, Genelkurmay Başkanlığında, Napoli’de NATO Karargahında, Afganistan’da görev yaptı. Eşim, gerçekten çok çalışkan, tanıdığım günden beri çok özverili çalışan, tam bir askerdi, tam bir kahramandı.
Hatta şunu söyleyebilirim, birçok asker eşine söylüyordur belki ama nişanlıyız bana, ‘Benim için önce vatan, sonra annem-babam, sonra sen’ demişti.
Önce algılayamamıştım ama 19 yıl süren evlilik yaşantımızda birebir buna çok yakından şahit oldum.
Gerçek bir vatanseverdi. Kendisini hep geliştirirdi, çok okurdu.
Hep daha ileriye gitmek için çok çalışırdı, mesai mefhumu yoktu.
Uzun yıllar birlikte akşam yemeği yediğimizi bilmiyorum.
Hem devrelerinin hem de ast ya da üslerinin parmakla gösterdiği gerçek bir askerdi.
Askerlik onun için havaydı, suydu, yediği ekmekti, her şeyin önündeydi.
Çok adaletliydi, her zaman astlarını korurdu, erinden subayına kadar hep onları koruyup kollardı.
Bana ve ailemize gelen mesajlar da hep bu yönde.
Yaşadığı şekilde de öldü, hak ettiği şekilde şehadet makamına ulaştı.”

Yanındaki not defterinde yazılı şiir

Şehit Kurmay Albay Sait Ertürk’ün, o gün yanında bulunan not defterinin ilk sayfasında yer alan Yahya Kemal Beyatlı’nın “26 Ağustos 1922” başlıklı şiirinin şu mısralarının yazılı olması dikkati çekti.
“Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi,
Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi,
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslam’ın.” 

“Her yönüyle katı bir vatansever”

Şehit Albay Sait Ertürk’ün yanında bir dönem çalışan astsubayın sosyal medyada yer alan yazısı da okuyanları ağlattı:
Yazı şöyleydi:
“30 senelik astsubaylık mesleğimde emrinde çalışmaktan gurur duyduğum en saygıdeğer, en dürüst amirimdir.
Her yönüyle çok katı bir vatansever, (Pek kimse bilmez ama babası anlatmıştı) hayatının sınavına, akademi sınavına oruçlu girecek kadar dindardı.
Akademi sınavına hazırlanırken, mesai saatleri içerisinde çalışmayı haram sayan, mesai saatleri dışında çalışarak akademiyi ilk hakkında dereceyle girerek kazanan, devletin tek kuruşunu lüzumsuz harcatmayan, devletin bir paslı çivisini ‘Devlet malıdır, yetimin hakkı vardır’ diye hor kullanmayan, sohbetlerimizde aşırı dürüstlüğünden dolayı ‘Kurtuluş Savaşı’ndan kalma tipsiniz’ diye takıldığımızda ‘Sizin bana söylediğiniz bu cümle benim gururumdur’ diyen bir yüce gönüllü insandı. Dikkat edin, insandı.
Malum gecede bizler tarafından şehit edildi. ‘Bizler tarafından’ diyorum çünkü o bizi korumaya çalışırken şehit oldu ama biz onu koruyamadık. Onun gibi Halis Başçavuşları, Hüseyin Başçavuşları koruyamadık.
Zamanında uyanıp, bunları durdurmalıydık.
Uyandıysak da sesimizi duyuramadık.
Bir haftadır saygıdeğer eşini aramak istiyorum, arayamıyorum. Utanıyorum.
Başınız sağ olsun diyeceğim ama biliyorum ki, başı sağ değil. Çok üzgünüm, seni koruyamadık.”