GERÇEK BİR ZEKİ MÜREN VE HÜRRİYET HİKAYESİ… Faik Kaptan’tan..

Ölümünün 20. Yıldönümünde Sanat Güneşimiz Zeki Müren bir çok mekan da güzelliklerle anıldı. Kendisiyle Bursa’da yaşadığım unutulmaz bir anımı sizlerle paylaşmak istedim.
HÜRRİYET’te 1973 yılında birinci sayfadan imzamla çıkan bu haberi sıkılmadan okursanız Zeki Müren’in nasıl bir sanatçı kişilik ve insan olduğunu göreceksiniz.
Kim ne derse desin, Zeki Müren bu ülkenin yetiştirdiği ender sanatçılardan biriydi. Türkçe’nin hakkını vererek konuşurdu.
Bursalıydı. Magazinci arkadaşların daha iyi hatırlayacağı bir nedenden dolayı hemşehrileri ile arası uzun süre açık kaldı. Yıllar sonra 1973 yılı Ağustos ayında tekrar Bursa’ya döndü ve muhteşem karşılandı. Dönüşünün hafta sonunda yani 20 Ağustos’ta Bursa’da o zamanın ünlü gazinosu “Taylan” da bir veda konseri verdi.
ÖNCE ÇAĞLAYANGİL’İN YEMEĞİ.
Hürriyet Haber Ajansı’nda, merkezde görevli muhabirdim Yurdun her tarafına önemli olaylara gidiyordum. Zeki Müren’in bu veda konseri için de Bursa’ya gitmem istendi. Bu konser sonunda HÜRRİYETadına gazetenin sevilen ağabeylerinden Rahmetli Ergil Tezerdi, Zeki Müren’e taç takacaktı. Bu önemli olayı çekmem istendi.
Ancak giderken önce Yalova’da Dışişleri Bakın İhsan Sabri Çağlayangil’in çiftliğinde Türkiye’de görevli Büyükelçiler için verdiği geleneksel yemeğin de haberinin yapılması istendi.
Yanıma ajansta görevli Hasan adlı bir arkadaşı alıp vapurla Yalova’ya gittim.
Hasan çektiğim filmi alıp İstanbul’a geri dönecekti. Ancak çiftliğe gittiğimde geç kalmıştık. Yemek bitmiş misafirler tavla oynuyorlardı. Sayın Çağlayangil hatırımı kırmadı ve benim için yemeğin üstüne mısır haşlayıp misafirlere ikram etti ve ben de onu fotoğralamıştım. Esas yemek fotoğraflarını kulakları çınlasın Ergin Konuksever abim çekmiş ve geri dönmüştü.
Neyse biz de işi ucundan kurtarmıştık. Hasan, filmi aldı ve geri döndü. Ben de bir otobüse aatlayıp doğru Bursa’ya geçtim.
BEYNİMDEN AŞAĞIYA KAYNAR SU İNDİ.
Bursa’ya gelince doğru büroya gittim. Büro şefi Erol Nural kardeşim ve diğer çalışanlarla sohbet faslından sonra akşam konseri için makineleri kontrol ettim.
İşte ne olduysa o anda oldu.
Yalova’daki iş bittikten sonra çantama koyduğum büyük flaşımı açık bırakmışım. Flaşlar o dönemde sulu akü ile çalışıyor yeşil, kırmızı ve siyah olarak üç adet topu var. Bu toplan aşağıda ise flaş boşalmış demektir.
Tabi ki benim flaşın bütün topları aşağıda. Arkadaşlardan flaşları olup olmadığı sordum. Maalesef yoktu. Açık fotoğrafçı dükkanı aradık. Günlerden Pazar olduğu için hepsi kapalıydı. Flaşı şarj etsem en az 12 saat istiyordu.
Buna rağmen hemen şarja taktım. Zeki Müren’in sahneye çıkmasına 4 saat kadar vardı. Yapacak bir şey yoktu.
BİR GÖZ KIRPMAN YETER.
Taylan Gazinosuna gittik. Kuliste bir prize tekrar flaşı taktım. Ne kurtarırsam Allah Kerimdi. Saat tam 20.00’de Sanat Güneşi sahneye çıktı. Gazinoda kıyamet koptu. Bir baktım en ön sırada patronumuz rahmetli Erol Simavi ve arkadaşları da vardı. O da İstanbul’dan gelmiş ve bu tarihi geceyi izliyordu. Ben çalışmaya başladım. Toplardan birisi çıkmıştı ancak sonun kadar yetmeyecekti.
O sırada aklıma gece olaylarında kullandığımız B tipi film geldi. Bu film flaş istemeden netice alıyordu, ancak hareket edilmemesi gerekiyordu. Bu beni biraz rahatlattı.
Fasılın taksimi yapılırken Büyük Sanatçı Zeki Müren kulise gidip elbise değiştiriyordu. Hemen fırladım ve yardımcısına söyleyip kendisinden izin alıp soyunma odasına girdim. Orada aramızda şu konuşma geçti:
F.K. “ Paşam kusura bakmayın. Başıma mesleki açıdan bir talihsizlik geldi. Flaşımı Yalova’da açık unutmuşum. Biraz zorlanıyorum. Size biraz sonra HÜRRİYET taç takacak.
Benim bunu mutlaka çekmem lazım. Ancak B tipi film takıp çekebileceğim. Bunun için sizin çekim anında birkaç saniye hareket etmemeniz gerekiyor. Bu mümkün mü acaba?”
Z.M. Anlamadım B tipi film ne demek?
Burada kendisine filmin özelliklerini kısaca anlattım. VE Zeki Müren bana döndü ve:
“ Bana bir göz kırpman yeter. İstersen 10 dakika bile hareket etmeden dururum.”
Kendisine teşekkür ederek hızla ayrıldım.
İşte Zeki Müren buydu.
Hemen hazırlığımı yaptım. Sevgili Zeki Müren sahneye çıktı ve tam 22. Şarkısın bitirdikten sonra Ergil Tezerdi sahneye çıktı ve o fotoğrafta gördüğünüz TAC’ı taktı. Elleri açık hareketsiz bir halde bana poz veriyordu. Ben nurlar içinde yatsın Zeki Müren’e göz kırpıyordum. O da fotoğrafta gördüğünüz gibi iki elini yana açıp beş on saniye duruyor, tekrar selam veriyordu. Tam saymadın ama 7-8 kere kendisine göz kırptım. O da bu pozu verdi.
Tekrar teşekkür için odasına gittim. Kendisi başta sevgili patronumuz rahmet Erol Simavi ve Gazino patronu, birkaç Bursalı işadamı ile sohbetteydi. Hemen dışarı çıkmak istedim.
Beni durdurdu ve yanındaki misafirlere döndü ve ,” Gazeteci kardeşimiz bu akşam çok yoruldu. Kendisine teşekkür ediyorum” dedi. İnanın kıpkırmızı olmuştum. Patron da bana bir “ Aferin “ çekmişti.
SONU GÜZEL OLDU.
Tabi filmlerin nasıl çıktığını bilmiyordum. Şimdiki gibi dijital sistem yok. Çektiğini hemen görmek gibi. Sabah kadar uyku gözüme girmedi. Çelik Palas otelinin lobisinde sabahladım. İlk uçakla İstanbul’a geldim.
Filmleri hemen gececi arkadaşa yıkatıp heyecanla sonucu bekledim. Sonuç güzeldi. İşi kurtarmıştık. Hemen filmleri ayıklayıp haberi ve resim altlarını yazıp yazı işlerinin masasına koydum. İşi yaramayan kareleri de bir zarfa koyup bir kenara bantladım.
FIÇININ AZİZLİĞİ.
Çok uykusuzdum. Laleli’de ki bekar evime gidip hemen yattım. Saat 10.00 gibi kapı çaldı. Karşımda gazetenin şoförlerinde Şevket vardı. Şevket, “ Abi hemen giyin. Gazeteye gideceğiz. Nezih Bey barut gibi, ‘ Çağırın o Faik’i buraya’ diye bar bar bağırıyor.
Ne olduğun anlamadım. Kovulduk herhalde dedim.Önce fotoğrafları beğenmediğini sandım. Ama o kadar kötü değillerdi. Neyse gazeteye gittim. Yazı işleri katına çıktım. Nezih bey önüme o kötü karelerin olduğu ve bizim “ Çur Çur” dedğimiz zarfı attı ve “ Bunları mı çektin?” diye bağırarak sordu.
İşi anlamıştım. Yanlış zarfı almışlardı. “Hayır bunlar kötü kareler esas zarf nerede?” diye bu kez ben sordum.
İş anlaşılmıştı. Sabah gazeteye erken gelen ve ofis boyların şefi Mehmet Duvarcının elemanlarından birisi benim asıl zarfı o ünlü çöp fıçısına atmış çurçurları ise masada bırakmıştı.
Tabi hemen araştırdık fıçının içinde gerçek fotoğrafları haberi çıkarınca Rahmetli Nezih Bey de rahatladı ve bana dönerek,” Hadi git yat” dedi.
İşte bu bir Zeki Müren ve HÜRRİYET’in gerçek hikayesidir.
Hepsi nurlar içinde yatsın…
Not: Bu fotoğrafın olduğu sayfayı bulup bana gönderen Hürriyet Fotoğraf Editörlüğündeki kardeşim Umut Veis’e teşekkür ediyorum.
Resim altında şu yazıyor:
“Bursalılara unutamayacakları bir hafta yaşatan halkın sevgilisi Zeki Müren’e veda gecesinde halkın bir armağanı olarak HÜRRİYET’in tacı takıldı. Ünlü sanatçı tac başında olduğu halde gazinoyu bir sevgi kalesi haline getiren hemşehrilerini içtenlikle selamladı ve onlara nemli gözlerle veda etti.”
(Foto: HA-Bursa. Faik Kaptan)
21 Ağustos 1973.

faik

Patreon üzerinden desteğinizi bekliyoruz.