Ya ‘Eğer’ler’ olmasaydı! Arif Kızılyalın Samsun’da sahaya inen Konyalıların yarattığı fecaat durumu yazdı

‘Eğer’ Türkçe kökenli bir bağlaç.
Eğmek fiilinin geniş zaman kipi almış hali…
5500 yıllık dilimizde, şart anlamını güçlendirmek için şartlı cümlelerin başına getirilen kelime olarak bilinir..
İsterseniz bu yazıdaki her paragrafı önce ‘eğer’le başlayan yardımcı cümle yapısını dikkate almadan okuyalım, sonra ülke futbolunun durumunu değerlendirelim:

***

Eğer sahaya atılan ‘kelebek’ türü sustalı bıçak yere değil de ‘gözetilen hedef’ Quaresma’ya isabet etseydi,
– “Portekizli futbolcu, ense köküne giren kesici alet nedeniyle maçın 78. dakikasında ağır yaralandı. İlk müdahalesi statta yapılan Quaresma, hastanede tedavi altına alındı, doktorlar Portekizli yıldızın futbol hayatının bittiğini açıkladı” haberini okuyacaktık bugün gazetelerde…
Eğer, Beşiktaşlı taraftarlar sağduyulu davranmayıp, kale arkasındaki ağları aşarak sahaya girseydi,
– “İki takım taraftarı, maçın 78. dakikasında sahaya girerek, adeta meydan savaşına tutuştu. Çok sayıda kişi kesici ve delici alet darbesiyle ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan 20 taraftar kurtarılamadı” manşetleri gazetelerin 1. sayfalarında yer alacaktı..
Eğer, Beşiktaşlı idareciler, tünel girişini kapatıp, gözü dönmüş Konyalı holiganlara engel olmasaydı,
– “Soyunma odası tünelini basan yüzlerce taraftar Beşiktaşlı futbolcuları darp etti. Yeni transfer Pepe, ‘Burası nasıl bir ülke’ diyerek Beşiktaş’tan ayrılma kararı aldı. Kaval kemiğine tekme yiyen Oğuzhan’ın ayağı kırıldı” cümlesi kâbus gibi çökecekti futbolumuzun üzerine…

***

Görüldüğü üzere, Türk futbolu pazar gecesi facianın eşiğinden döndü…
Bu ‘eğerler’ kabul edelim ki şans faktörü ile peş peşe sıralanmasa ülke büyük bir kaosun eşiğine gelmiş, hatta Yugoslav iç savaşına neden olan Kızılyıldız-Dinamo Zagreb maçının bir Türk versiyonu sahnelenmiş, en iyimser tabloyla da Türk takımları Avrupa kupalarından atılmış olacaktı.
Peki, niye bu noktaya geldik?
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki sosyologlar stadyumlar için toplumun aynası derler.
Aslında “Yeni Türkiye”nin, dışavurumuydu pazar günü yaşananlar.
Nereden başlasak ki?
Mesela, ‘Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa’ yazılı pankartın stada sokulmayıp, kocaman bir kelebek sustalıya, yüzlerce meşaleye nasıl göz yumulduğu konusu çok su kaldırır!
Şimdi kimse, salt kapıdaki güvenlikçiyi suçlamasın, Konyaspor’un başkanı İzmir Marşı’nı, ‘siyasi söylem’ olarak yorumlar, Atatürk’e TV’de hakaret edenler el üstünde tutulur, ülkeyi idare edenler bu çirkinliklere ses çıkarmazsa, kapıdaki stat güvenlikçisi de devletin polisi de harıl harıl “Mustafa Kemal Paşa” yazılı pankart avına çıkar, bu arada bel hizasına, bacak arasına gizlenen bıçaklarla, meşaleler de gayet rahat stada girer.
Futbolun içinden gelen bazı arkadaşlar, söz konusu pankart için, “Maç sabahı yapılan eşgüdüm toplantısında deklare edilse, sorun olmazdı” diyor. Ben de diyorum ki o dövizde, “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” değil de, “Başkomutan Recep Tayyip Erdoğan” yazsaydı kapıdaki güvenlikçiler, ‘Eşgüdüm onayı’ isteyebilirler miydi?
Ya da konuya TFF açısından yaklaşırsak, henüz denenmemiş, test edilmemiş 20 günlük bir stada böyle büyük bir organizasyon vermek ne denli doğru? Sırf Samsunlu eski Bakan Akif Çağatay Kılıç Bey’e şirin gözükme adına bu tercihi yapan Demirören Federasyonu futbol yönetiminden bu kadar mı bihaber? Ayrıca önceki güne ait bir iddia var; bıçak ve meşalaler, kalabalıktan X-Ray cihazlarının devre dışı bırakıldığı dakikalarda stada sokuldu diye. Eğer böyle bir uygulamaya gidilmişse, “X Ray cihazları devre dışı kalsın” direktifini veren kişi hâlâ koltuğunda oturacak mı?
Samsun rezaletinin bir başka önemli noktası da 6222 sayılı yasa. Adı, “Sporda şiddet ve düzensizliği önleme” olarak geçiyor. En önemli parametresi, statlardaki yüksek çözünürlüklü kameralar ve elektronik bilet Passolig. Ne var ki yürürlüğe girdiği tarihten bu yana 6222’yi uygulayan, uygulatan birilerini göremedik. Yasa sadece passolig kartlarını dayatma yöntemi ile pazarlayan Aktifbank’a yaradı. Ülke genelindeki kredi kartı sayısı sıfır noktasındayken, bugün 1 milyonun üzerinde müşterisi oldu söz konusu bankanın.
Gelelim kamera işine.. Federasyonu yönet(emey)en Yıldırım Demirören’e! Her fırsatta, “Statlarda başkasının koltuğuna oturanı bile belirliyor” diye övdüğü kameralar ne hikmet-i hüda ise, son 5 yılda bir elin parmakları kadar holiganı zor yakaladı. Şimdi diyecekler ki “Kupa maçlarında passolig zorunlu değil, sahaya girenleri yüz tanıma sisteminden bulamayız.” Ben de diyeceğim ki “Kupa maçının biletleri isim ve TC numarası esası ile satıldı, eğer isterseniz stat kameralarınca kayıt edilen görüntüler sayesinde sahaya giren 2 bini aşkın Konyalı’ya, Hanya’yı Konya’yı gösterirsiniz.” Ama isterseniz! Çünkü Eskişehir’deki Başakşehir-Konya maçında sahaya giren -ne tesadüf ki – Konyalıları bulup cezalandıramayan TFF emin olun ki Süper Kupa finalindeki rezaleti de “vah vah” diye geçiştirecektir.

Arif Kızılyalın

Cumhuriyet Gazetesi

Patreon üzerinden desteğinizi bekliyoruz.