“Köşemizde bugün, bana yazılarını okuta okuta yazı yazmayı aşılayan, sevdiren mavi gezeğenin vatandaşını ağırlıyoruz”

Köşemizde bugün, bana yazılarını okuta okuta yazı yazmayı aşılayan, sevdiren mavi gezegenin vatandaşını ağırlıyoruz. Orhan CAN

Orhan Can için Türk Televizyon tarihinin “altın çocuğu”dur, dersek yanlış olur mu?
Ya da,
Hem gazeteci, hem televizyoncu hem de yazar dersek daha mı doğru olur?
Ne dersek diyelim ama gerçek olan, Orhan Can başlı başına bir efsanedir.
Yazılı ve görsel medyanın imparatorudur.
Orhan Can, kişilik olarak siyah beyaz bir adam olduğu gibi siyah beyaz renklere sevdalıdır. Koyu Beşiktaşlıdır.
Fakat Orhan Can’a göre; ”Taraftar olmak başka, dost olmak bir başkadır. Renkler ayrı olsa da gözyaşlarının rengi aynıdır. Çünkü sevginin, arkadaşlığın, dostluğun frekansı aynıdır” diyen usta bir yorumcudur.
Denize olan tutkusunu bilmeyen yoktur.
Hürriyet TV’de ve televizyonlarda yaptıkları hala dillere destandır. Kime sorarsanız sorun Orhan Can’ı hep övgüyle anlatırlar.
Bu ülkenin tüm çocuklarının şövalye ruhlu olduğunu gören ve anlatan duayen bir gazetecidir.
Yazılarını alışılmışın dışında yazan, yazarken yazılarına felsefe, psikoloji, edebiyat, mizah, tarih, aşk, sevgi, şiir katarak, betimleme yaparak yorumlayan, bir anda sizi maç yazısından farklı yerlere iten, okurken kendi kendimize gülümsediğimiz, bilmediğimiz olayları yazılarından okuyarak, bilgi edinmemizi sağlayan mizah dolu bir gazetecidir.
Yazılarında kavgadan, sataşmadan uzak olan, değişik tarzda hiç kimsede olmayan bir yazı diline sahip olan Orhan Can futbolun en kalbi muhabbetli güzel insandır.
Sahada oynanan futbolun “akıl ve ayağın birleşmesi” olduğu gerçeğini her fırsatta dile getirip, daha maçlar oynanmadan “bilgi ve öngörüsü” ile olacakları önceden görüp, oynanmamış olan hakkında gerçekleri dile getiren son derece sezgileri güçlü bir yazardır.

Orhan Can’a hayattaki en önemli şey nedir diye sorsak, her halde “Adalet” der.

Fakat, ona göre futbolun adaleti çoktan öldü…

Cihan Taşçı