58 yıl önce yapılan Röportaj.. Orhan Erinç abimizden size.. İstanbul halkına müjdeler olsun

58 yıl önce yapılan röportaj
Ben gazeteciliğe başladığımda (1957) İstanbul yeniden haber merkezi olmuştu.
İstanbul’un imarını (!) yerinde izleyip emirler vermek isteyen Başbakan Adnan Menderes, örtülü ödenekten ödenen para ile özel bir bölüm yapılan Park Otel’de kalıyor, gündüzleri de Vilayet’te çalışıyordu.
Kimsenin aklına Cağaloğlu’nu trafiğe kapamak gelmemişti.
Vilayet muhabirleri başbakanlık muhabiri olmuştu. Bakanlar da zorunlu olarak İstanbul’daydılar. Merkez, şubat aylarındaki bütçe görüşmeleri nedeniyle Ankara’ya kayıyor sonra dönüyordu. Bütçe yılı da 1 Martta başlıyordu.
27 Mayıs 1960’da merkez yeniden Ankara oldu. İstanbul’a kala kala Yassıada Davaları kalmıştı. Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) kuruluşuyla yatırım haberleri tümden değer kaybetti. Çünkü ülkenin ihtiyaçları bilimsel olarak 5 yıllık planlarda belirleniyor, nerelere yatırım yapılacağı da üç aşağı beş yukarı önceden belirleniyordu. Oy için parayı boşa harcama dönemi bitmişti.
Uzun lafın kısası haber arslanın ağzından midesine inmişti.
Yazı işlerine “Bugün yazacak haber bulamadım” demenin ayıbından kurtulmak gerekiyordu.
***
Öyle olaylar yaşanır ki olayı ya da ayrıntılarını haberleştiremezsiniz. Çünkü haber kesin cümleler ve kesin bilgiler ister.
Bu durumlarda gazeteciler çeşitli yollar arar ve bulurlar. Bunun en ses getiren örneği, aynı zamanda genel yayın yönetmeni olan Hakkı Devrim’in Yeni Sabah Gazetesi’nde Sabiha Deren imzasıyla açtığı köşedir. Nezih Demirkent de Hürriyet’teki “Bir Günün Hikayesi” köşesinin yaratıcısıdır.
***
Cumhuriyet Gazetesi’nin yetkin parlamento gazetecileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda ve komisyonlarda yaşanan ama haber olarak yazılamayan gelişmeleri ya da anlatılan anlamlı fıkraları okurlara iletmek için “Parlamento” köşesini oluşturmuşlardı.
İstanbul’da il genel meclisi ile belediye meclisi vardı. Ben de onlara öykünerek haftada bir notlar yazmayı düşündüm. Yazı işleri yönetimimiz de onay verince uygulamaya başladım.
Sunduğum röportaj bunlardan biri ve Belediye Meclisi’nde ses getireni oldu. Mahrukat Tüccarları Derneği Başkanı, Cumhuriyet Halk Partili üye yazdıklarıma kızgınlığını ilk Meclis toplantısında dile getirdi. Yaşımı göstermememden olsa gerek sözlerine “Bacak kadar çocuk” diye başlayıp beni fırçalamaya kalktı. CHP Grup Başkanı ve (Türkiye) Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Burhan Felek Bey, konuşanın sözlerine katılmadıklarını belirtti ve benden özür diledi.
O güne kadar hemşerilerin dilekçeleri de Meclis katipleri tarafından toplantıda okunurdu. Ben de oturdum Meclis Başkanlığına hitaben “Yaşım 28, başım 56 numara, boyum 172 santim” dye başlayan ve yazdıklarımın gazetecilik gereği olduğunu anlatan dilekçemi, toplantı arasında oturumu yöneten Başkan Yardımcısı Ertuğrul Adalı’ya verdim. O da oturum açılınca okuttu. Mecliste önce bir sessizlik oldu; ardından dilekçelerin okunmasından vaz geçilmesi önerisi geldi ve uygulama kaldırıldı.
Sanırım hemşerilerime yaptığım ilk ve son kötülük de bu oldu.
***
Burhan Bey’in sokak isimlerinin değiştirilesine karşı olduğunu daha sonra öğrendik. Nedeni, değişikliğin tapu ve nüfus kayıtları olmak üzere, imar planlarını ve basılmış şehir haritalarını geçersiz hale getirmesiydi. O zamanlar haberleşme posta ile yapıldığından postacıları zora sokacak olmasını, eski adrese göre yazılacak zarflar nedeniyle haberleşmenin kopabileceği tehlikesini de görüşüne eklerdi. Üsküdarlı olduğu için vefat ettiğinde Üsküdar Belediyesi, bir sokağa adını vermek istedi. Burhan Bey’in görüşünü aktardık ama belediye duyduğu saygı gereği vaz geçmedi. Arama sonunda hiç kimsenin yaşamadığı; yalnız kamu kuruluşlarının bulunduğu bir sokak bulundu. O zamana göre (1982) Haydarpaşa Lisesi ile GATA Haydarpaşa Asker Hastanesi arasında olan sokağa “Burhan Felek Caddesi” tabelası çakıldı.
***
Gündeme getirdiğim dönemin İstanbul Valisi Niyazi Akı, Belediye Başkanı da Haşim İşcan’dı.
Adnan Menderes’in İstanbul’un imarı tutkusu yüzünden İstanbul Belediyesi’nin ve bağlı kuruluşlarının uçan kuşa borcu vardı. Yani borçların sorumlusu Haşim Bey değildi.
İki konuya dikkatinizi çekmek isterim.
Birincisi siyasetçilerin gazetecilere bakış açıları 58 yıl önce ne ise bu gün de aynısı.
İkincisi ise valilerin kullandığı yetkiyi, Başkanlık Sisteminde Cumhurbaşkanının, gerektiğinde kullanacak olması.
Şunu da ekleyeyim. İstanbul, Büyük Şehir Belediyesi olduğu için; Özel İdare Müdürlüğü de onun bütçesini yapan ve denetleyen İl Genel Meclisi de kaldırıldı. Peki Belediye Meclisinde neler olduğunu bilen var mı ?
***
Röportajın yer aldığı sayfanın sağ köşesinde Yunus Nadi Bey’in küçük oğlu Doğan Nadi’nin Yedi Dakika köşesi var. Türkiye’de kısa fıkranın (Lakonik: az sözcükle çok şey anlatma sanatı) öncüsü ve en başarılı gazetecilerindendi. Hafta için birinci sayfada “Bir Dakika” başlığı ile yazar, pazarları da “Yedi Dakika“ başlığı ile değişik konuları bir araya getirirdi. Küçük resimlerini de (Vinyet) Üstat Elif Naci çizerdi.
Sayfanın altında ise Naci Yener Ağabey’in çabaları ile Kitap Eki’ne giden aşamanın izlerini bulacaksınız.
Şu da eksik kalmasın. Adalet Partisi, Demokrat Parti’nin B takımıydı ama siyaset ilişkileri bozulmamıştı. Bir AP’li meclis üyesi, CHP’li bir üyenin adının sokağa verilmesini önerebiliyordu.
Sunuşum uzun olduğu için pazar gününü seçtim.
İşte, 58 yıl önce 23 Şubat 1964 Pazar günü yayımlanan röportajım.
XXX
Şehir ve Belediye Meclislerinde neler konuşuluyor ?
İSTANBUL HALKINA MÜJDELER OLSUN !
“Belediye İETT’den alacağını alır da Sular İdaresine borcunu öderse, Sular İdaresi de bu para ile Belediyeye olan borcunu ödeyecek. Belediye de bu para ile İETT’ye olan borcunu kapatacak.”
…VE İSTANBUL GÜLLÜK GÜLİSTANLIK OLACAK
Röportaj: Orhan ERİNÇ
Müjde İstanbullular müjde!
Niye mi? Daha ne istersiniz ki. Bundan sonra sokaklar tertemiz, girintisiz çıkıntısız olacak, musluklar hırlamadan şakır şakır su akıtacaklar, elektrikler ölü gözü gibi yanmayacak, ikide birde “Aman hanım kibrit nerede? Mum var mı?” dedirtmeyecek, otobüsler tıngırdamayacak…
Bütün bunlar nasıl olacak diye şaşmayın, Kristof Kolomb’un yumurtası veya Nasreddin Hoca’nın tellere takılan yünü eğirip satması kadar basit işler bunlar.
Şimdiye kadar yukarıda saydıklarımız niye olmuyordu tabii biliyorsunuz.
Parasızlıktan ve dolayısıyla borçtan. İşte müjde dememin sebebi. Belediye borçtan kurtulmanın çaresini buldu ve Bütçe Komisyonu Sözcüsü bunu açıkladı da ondan.
Dedi ki Bütçe Komisyonu Sözcüsü “Belediye, İETT’den alacağını alır da Sular İdaresine (şimdi İSKİ) borcunu öderse, Sular İdaresi de bu para ile
Belediye’ye olan borcunu ödeyecek, Belediye de bu para ile İETT’ye olan borcunu kapatacaktır.”
Eh… Böylece borç da ortadan kalkınca İstanbul güllük gülistanlık olacak demektir. Bu da müjde! müjde! diye yaygara etmeye değmez mi Allah aşkına…
***
17 Kasım seçimlerinden (1963) sonra İl Genel Meclisi ile Belediye Meclisi’nin toplantıları başladı ve İl Genel Meclisi 7 Aralık 1964’e kadar
tatile girdi bile.
Her iki meclis de toplantıların gidişi bakımından büyük ilgi topluyorlar. Mesela; İl Genel Meclisi’nde, Esenler Köyü’nde (Şimdi ilçe) bir jandarma karakolu açılması için yapılan teklif, İç İşleri Bakanlığı’na duyurulacak yerde sonradan hatanın anlaşılıp geri gelmesi için Bayındırlık Müdürlüğüne havale edilirken, Belediye Meclisi’nde de Agop Binyat adındaki bir üye kaldırımdaki karların iptidai usulle kaldırılması uzun sürdüğünden hanımların zaten ince olan ayakkabılarının kar sularından bozulduğunu ve yürüme güçlükleri doğurduğunu anlatıyordu. Başkan “Konumuz bunlar değil. Sular İdaresi Bütçesi görüşülüyor” deyince de Binyat’ın şu sözleri zapta geçti“ Ben vazifemi eda ettim. Gerisi size aittir.”
***
Gene Belediye Meclis oturumlarından birindeyiz. Üyeler, isimsiz sokaklara isim babalığı ya da analığı yapmaya hazırlanıyorlar. Sıra Üsküdar’daki bir sokağa “Konaklık” adının verilmesine geliyor. Mazbatanın okunmasını takiben Burhan Felek söz alıyor” Ben “diyor “Üsküdar’da doğdum. O taraflarda bir de ‘Çöplükonak‘ olacak. İkisi de karışıklık yaratmasın. Bir incelesek.”
Burhan Felek lafını bitirir bitirmez bir AP’li (Adalet Partili) atılıyor ”Madem ki üstad orada doğmuşlar kendisinin adını verelim, Burhan Felek Sokağı diyelim” Teklif alkışlarla karşılanıyor. Teklifin tek muhalifi olan Burhan Felek ise muhalefet sebebini şöyle açıklıyor: “Bir insanın istediği yerde doğması kendi elinde olmayan bir şeydir. Sonra ben hayatta olanların isimlerinin sokaklara verilmesinin aleyhindeyim. Hem bizim sokakların hâli malum. Kimi işer, kimi pisler, ben de rahatsız olurum.”
***
Belediye Meclisi’nin enteresan üyelerinden biri de Mahrukat (Yakacak) Tüccarları Derneği Başkanı. Belediye Meclisi üyesi olduğu halde arkadaşlarına odunu Belediye narhı olan 38 lira yerine 40 liradan satmalarını ve belediye rayicine riayet etmemelerini, nutuk verir gibi söylediği zaman milletin parmağı “Belediye nizamlarının bütünüyle yerine getirilip getirilmediğini kontrolla görevli bir belediye meclisi üyesi böyle derse“ diye ağzında kalıverdi.
***
Allah rahatlık versin, tatile giren İl Genel Meclisi’nin AP’li üyeleri her nedense gazetecileri pek sevmiyorlar. Meğerse “gazeteciler hadiseleri ters gösterirlermiş de onlara meclis zabıtlarını vermek lazımmış” gibi tatbik edemedikleri kararlar aldılar. Aslında bazı gazeteciler de İl Genel Meclisi’nin hikmeti vücudunu (varlık nedenini) pek anlamıyorlar.
Mesela kavga gürültü 45 günde İstanbul ilinin bütçesi kabul edildi. Şimdi bütçe, Bakanlığa (İç İşleri) gönderilecek ve Bakanlık bütçeyi tasdik etmezse Vali oturup bütçeyi yeniden tanzim edebilecek. Sonra yine mesela falan köye yol yapılması kabul edildi diyelim. Yapılmazsa ne olacak? Yine kocaman bir hiç. Meclisin elinde müeyyide yok ki bir şey yapsın. Bu duruma göre ya meclisin (demokrasi oyunu oynar gibi) çalışmasına ihtiyaç olmadığını kabul etmek, yahut da yönetmeliği değiştirmek şart oluyor. Yoksa “Dostlar demokrasi var desin diye“ yılda 151 bin lirayı (66 ilinki hariç) harcayıvermek Türkiye’nin gerçeklerine pek uygun düşmüyor.
***
Belediye Meclisi’nin oturumları ilerlemiş 20’nci oturum yapılmak üzeredir. Bir üyenin Maçka’daki parkı tenkit etmesi üzerine Belediye Başkan Yardımcısı Kamuran Baydur, oturuma başkanlık etmekte olan İhsan Yarsuvat’tan söz isteyerek konuşmaya başlıyor. Baydur konuşadursun Yarsuvat, solundaki katip Agop Binyat’a eğiliyor ve “Kim bu?” diye soruyor. Binyat’ın cevabı sadece dudaklarını bükmek olmuştur. Bu defa Binyat sola eğiliyor, yanındaki mikrofoncuya “Kim bu?” diye soruyor ve aldığı cevap kaşlarını kaldırıp “Yaa” demesine sebep oluyor. “Belediye Reis Muavini Kamuran Baydur.”
Binyat duyduğunu Yarsuvat’a naklediyor ve Belediye Meclisi çalışmasına devam ediyor.
***
Hazır sırası gelmişken Belediyede çalışan müdürlere de bir hatırlatma
yapalım. Üyeler sizin oturuşunuza kızıyorlar. Ayaklarınızı bitiştirip oturacağınıza (!) bacak bacak üstüne atıyor, yahut da ayaklarınızı açıp koltuğa yayılıyormuşsunuz. Hele üyelerden her toplantıya gelirken saçlarını yaptıran bir hanım var. Ona dikkat edin, koridorda anlattığı 10 kelimeden 8’i sizin oturuşunuza ait.
**
Her iki meclis de Büyük Millet Meclisi’ne çıkan yoldan geçiyor galiba. Çünkü bazı üyeler B.M.M.’ni misal göstermenin gediklisi oldular adeta.
“Efendim B.M.M.’de böyle yapılıyor… B.M.M. İçtüzüğü şöyle diyor“ diye misaller getiriyorlar ikide birde. Kıskanıyoruz filan zannetmeyin. Biz de bu vesile ile TBMM’nin nasıl çalıştığını öğreniyoruz ama bizim yollar Meclis salonlarına çıkacak yerde hep dehlizlere çıkıyor.
 
Orhan Erinç

 

58 yıl önce yapılan röportaj
Patreon üzerinden desteğinizi bekliyoruz.