Düdüğün kırılsın.. Orhan Can yazdı

Quaresma, Olcay, Abuobakar forvet.
Olcay’dan “sihirli patlama” bekliyordu Hoca! Olcay hakeme patladı!
Oğuzhan’ın da bari ‘1’ maç güzel oynaması gerekiyordu.
Atiba, Tolgay, Oğuzhan orta sahaydı.
Topu ayakta fazla tutmamaları lazımdı.
Tolgay’ın kaptırdığı top gol oldu. “Akıllı” oynayın derken ‘Aptalca’ yani basit bir golyedi Beşiktaş. Faul bile olmayan pozisyonda penaltı verdi hakem. Düşen adama kırmızı verdi bi’de..
Türk hakemlerden de kötüleri vardı. 2-0 oldu. Defansın hata yapmaması gerekir derken hata, Tosic’ten geldi. 3-0 oldu.
Sinirlere hakim olmak gerekiyordu. On kişi kalan Beşiktaş bunu yapamadı. (Bu yüzden Abuobakar ikici yarı kırmızı yedi. Takım zaten 10 kişi, adam kendini attırır mı be adam! Takım 9 kişi kaldı)
Devre biterken 4 oldu. Kalecinin yapacağı bir şey yoktu. Ama Fabri ağlıyordu! Beşiktaşlılar her şekilde “Tarih yazıyorlardı”! Oyuna kontrollü başlanması lazımdı. Oysa Beşiktaş, Anadolu takımlarına karşı başlar gibi başladı.
2. yarı Olcay ve Tolgay yerini Gökhan ve Cenk’e bıraktı.

Sadece ‘1’ maç ‘oynaması’ beklenen Oğuzhan’ın kaptırdığı top gol oldu.
Q7 çıktı Kerim girdi. Ofsayttan gol 6.
Rezil bir geceydi. Oysa bu yazı şöyle başlamıştı:

‘Deli ile menim aramdakı farq ondadır ki, men deli deyilem’
diyordu, deli dahi Salvador Dali..
Azericeye çok yakışan bu sözdü bu!
Deli dahi Dali kendini anlatıyordu ama; sanki, yaratıcılığı, çılgınlığı ve vefasıyla ünlü Beşiktaş taraftarı için söylenmişti bu sözü!
Gerçekten de, “Deli ile Beşiktaşlı arasındaki fark o’ydu ki, Beşiktaşlı deli değildi”!
Ancak, takımın “Deli” değil, “akıl” dolu futbol oynaması lazımdı.
O da, bir başka çılgın dahi Einstein’ın “Dahiliğin mutlak bir sınırı vardır. Aptallığın asla!” sözünde gizliydi.

Orhan Can
Cumhuriyet Gazetesi
7 Aralık 2016

Patreon üzerinden desteğinizi bekliyoruz.