Siz hiç taarruz emri aldınız mı? Ben aldım. Faik Kaptan tarihi bir olayı açıkladı. “1974 Harekatında ‘sefer görev’ ile Teğmen olarak Trakya’daydım. Bir yüzbaşı geldi. Oku bunu dedi. ‘Taarruz emri’ yazıyordu. Gece yarısı sahra telefonu çaldı”

Faik Kaptan'ın yazısı

SİZ HİÇ TAARRUZ EMRİ ALDINIZ MI?
30 AĞUSTOS’U ANLAMAK…
NİÇİN, “ORDULAR İLK HEDEFİNİZ EGE” DEĞİL DE AKDENİZ?
GENERAL METAKSAS, “DAĞILDI DEDİĞİNİZ TÜRK ORDUSU BİR SABAH ANİDEN KARŞINIZA ÇIKAR”

SİZ HİÇ TAARRUZ EMRİ ALDINIZ MI?

Evet, ben aldım.
2. Kıbrıs Barış Harekatı’nın başladığı gün, yani 1974 yılının 14 Ağustos’unu 15 Ağustos’a bağlayan gece, sabaha karşı saat 04.05’te Yunanistan Silahlı Kuvvetlerine karşı yapmamızın istendiği taarruz emri.
Edirne, Karaağaç Sinekli Karakolu Mevkiinde Meriç Nehri kıyısındaki 5 Numaralı Hudut Taşının olduğu bölgede olan birliğimle karşımdaki Yunan Birliğine taarruz etmem için verilen yazılı emir.
Ben Teğmen Faik Kaptan, Keşif Takım Komutanıydım. İhtiyat olarak çağırıldığım bu bölgede Yunanlılara ben ve birliğimden daha yakın kimse yoktu. Bir arkadaşımın dediği gibi, “Burada bir Allah’a bir de Yunan’ yakındık.”

PEMBE PELUR KAĞITA YAZILAN EMİR.

Hiç unutmam emir akşam saatlerinde bir Yüzbaşı tarafından özel bir zarf içinde getirildi. Selam verip aldık.
Yüzbaşı zarfı açıp okumamı bekledi ve “Anlaşıldı değil mi Teğmenim?” diyerek çekip gitti.
Zarfın içinden pembe bir pelür kağıta yazılı bolca askeri terim olan bir “Taarruz Emri” çıktı.
Önce tatbikat var galiba diyerek pek ciddiye almadım.
Ancak saatler sonra yanıma bir piyade takımı ve iki kariyer gelince işin ciddiyetini kavradım.
Gerçek bir taarruz emriydi.
Şaka maka Yunanistan’a taarruz etmemiz isteniyordu.
Öncelikle silahlarımızı temizledik.
Emrimizdeki erleri düzenledik ve akşam saatlerinde de mevziye girdik.
İhtiyat Teğmeni olarak göreve başladığım yıllarda Hürriyet Haber Ajansı Muhabiriydim.
Sarı Basın Kartı sahibi gazeteciydim.
Savaş zamanı ihtiyata en son çağırılacak gruplar arasındaydım. Ama çağırılır çağırılmaz şubeme gittim ve altı saat içinde de birliğime teslim oldum.
Burada da sanırım 47 gün, önce Teğmen son 15 gün de Üsteğmen olarak görev yaptım.
Askerlik bizim en kutsal görevimizdir.
Biz öyle yetiştik. Bu görev içine bir de “Taarruz Emri“ alınca başka duygular yaşıyorsunuz.
İyi ki o duyguları yaşadım.

GRAFİKER TAÇAY’IN DUYGUSAL ANLARI.

O anları yani gecenin bir yarısı sadece böcek seslerinin duyulduğu cephede yaşadığım bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim.
Benim gibi emri alır almaz teslim olan ve adı Taçay olan bir arkadaşım vardı.
Asıl mesleği grafikerlikti. Yaşıyorsa Alylah uzun ömür versin.
Ben o zaman bekardım, Taçay ise evliydi.
Gece garip bir tını içinde ilerliyordu. Mehtap tas gibiydi.
Taarruz edeceğimiz alanı adeta projektör gibi aydınlatıyordu. Karşıki arazide fare oynasa görüyordunuz.
Bir ara gözüm yan siperde dirseklerinin üstüne yaslanmış Taçay’a takıldı.
Taçay cüzdanını açmış devamlı öpüyordu.
Dayanamadım kendisine, “Fazla üzülecek bir şey yok Taçay, biz bu işi kısa sürede bitirir evimize döneriz. Belki de yarın Selanik’ten eve telefon edersin” dedim!
Bana döndü ve hafifçe gülümseyerek cüzdanında ki iki vesikalık çocuk fotoğrafını gösterdi ve “Faik bunlar benim evlatlarım. Belki dönemem diye onlarla vedalaştım” dedi.
Sonra acı bir gülümsemeyle cüzdanını her zaman taşıdığı arka cebine değil, gömleğinin sol cebine yana kalbinin tam üstüne koydu.
İşte dostlar ulusa adanmışlığın ne olduğunu o gece Taçay’ın nemli gözlerinde gördüm.
Ben bekardım.
Mesleğim icabı çok sayıda sokak çatışması görmüştüm.
Pek umursamıyordum ama sonunda insandık.
Duygulanmadım desem yalan olur.
Tabii taarruz etmedik.
Taarruz emrinin saatinden kısa bir süre önce Bölük Komutanı sahra telefonu ile emrin iptal edildiğini bildirdi. Yaşadıklarımız bir ömre bedeldi.
Bunları niye yazdım dostlar biliyor musunuz 30 Ağustos ile ilgili aşağıda yaptığım derlemede anlattıklarımın özü olan cephede savaşan Mehmetçiğin yaşadıklarının ne olduğunu kimse bilemez.
Tarihler hep komutanları yazar. Neyse ki bizim Komutanımız Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Çünkü o Nazım Hikmet’in belirttiği gibi:
“Sarışın bir Kurda benziyordu.
Mavi gözleri Çakmak Çakmaktı.”

30 AĞUSTOS’U ANLAMAK…

Bugün Türk Ulusal Tarihine “Zafer Bayramı” olarak geçen çok önemli bir gündür.
Zafer Bayramı ise, 1922 yılının 26 Ağustos günü başlayıp, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni anmak için kutladığımız bir bayram günüdür.
30 Ağustos günü, ilk kez 1924’te Dumlupınar’da Çal Köyü yakınlarında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in katıldığı bir törenle “Başkumandan Zaferi” adıyla kutlandı.
Çal Köyü’nde gerçekleşen ilk törende Mustafa Kemal, millî ruhun canlı tutulmasının önemini vurguladı ve “Meçhul Asker Abidesinin” temelini eşi Latife Hanım ile beraber attı.

GENERAL METAKSAS, “DAĞILDI DEDİĞİNİZ ORDULAR BİR SABAH ANİDEN KARŞINIZA ÇIKAR”

Bu tarihi güne gelene kadar o kadar çok yaşanmışlık vardı ki bunlardan en ilginci, aklına uymadıkları Yunanlı General Metaksas’dır.
İzmir ve Anadolu’da Helen işgali, asıl komutan Venizelos’un bir hayalidir.
Hatta İngiliz Başbakan David Lloyd George’la bu bölgelerin Yunanların kullanımında olması konusunda bile anlaşırlar. İzmir’den başlayıp Anadolu içlerine kadar devam eden bölgeye de “Küçük Asya” adı verilir.
Venizelos Küçük Asya Seferi’nin komutanlığına kendisini seven subayların pek sevmediği General İoannis Metaksas’ı tayin etmek ister.
Fakat Metaksas akıllı adamdır ve bu teklifi ret eder.
Metaksas bu önemli görevi red ettikten sonra Venizelos’a şu tarihi sözleri söyler:
“Yunanistan’ın toprakları şerefle ve müreffeh yaşamak için yeterlidir.
Küçük Asya Seferi bir maceradır.
Yok oldu zannettiğiniz ordularını Türkler yine toparlar ve bir sabah aniden karşınıza çıkarlar.”

Anlayacağınız Yunanlıların üst akılı Metaksa’ı dinlemeyince kaçınılmaz sonlarının sadece süresi kısaldı.
Bunlar işi o kadar azıtmışlardı ki, 30 Ağustos’tan bir ay önce 30 Temmuz günü İzmir merkezli bir İonya devleti bile kurdular.
Bu sözde devletin sınırları içinde kabul ettikleri Ayvalık’ta da Yunan Milli Bankasının şubesini bile açtılar.
Utanmazlığın dik alasını Anadolu’daki Helen nüfusunu da kendi orduları adına silahaltına almaya kalktılar.
Tabii sonucunu 30 Ağustos günü gördüler.

NİÇİN, “ORDULAR İLK HEDEFİNİZ EGE” DEĞİL DE AKDENİZDİR?

Hep alkıma takılırdı, 30 Ağustos’un ertesi günü yani 1 Eylül 1922 günü sabahı Denizli’nin Çal ilçesinde Mustafa Kemal niçin büyük temizliğe başlarken “Ordular İlk Hedefiniz Ege, değil de Akdeniz’dir” dedi?
Yaptığım araştırmaya göre Osmanlı coğrafya bilgilerine baktığımızda, Anadolu’yu kuşatan deniz; İstanbul Boğazı’na kadar Akdeniz, İstanbul Boğazı’ndan çıkınca da bütün o bölge Karadeniz olarak adlandırılmış olduğunu görürüz.
Ege Denizinin adı Adalar Denizi’dir.
Bu yüzden Mustafa Kemal genel taarruz emrini, çok iyi okuduğu askerî okullarda öğrendiği gibi ‘Akdeniz’ kavramını kullanarak verdi.
Ancak bunu söylerken bugünkü ‘Akdeniz’ diye bildiğimiz sahilleri kastetmedi.
O nedenle 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu olduğu kadar Türkiye’nin, bugün sıcak denizler olarak nitelendirilen Akdeniz’e de açıldığı gündür…
Ayrıca Atatürk, büyük bir komutan olduğu kadar çok da usta bir hatiptir.
Bu söz buna çok güzel bir örnektir.
Savaşmaya giden gençler için müthiş bir motivasyon sözüdür.
Hem kafiye olarak, hem de Akdeniz sözü ile tüm kıyılarımızın kurtarılmasını hedef alması açısından önemlidir.
Evet işte böyle, bugün gerçekten çok anlamlı ve kutlanılası güzel bir gündür.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhları şadolsun…

Faik KAPTAN

NOT: Bu yazıya bu fotoğrafı Niçin koydum?

Memleketim Amasra’nın vatan evlatları harçlıklarından biriktirdikleri paralarla çok sayıda bayrak aldılar.
Bu bayraklarla ulusal bayramlarda tarih kokan kasabalarını süslüyorlar.
Bayraklarla süslenen beldede ki “Karanlık Yol” ise bir başka anlam taşıyor.
ATA’mızın önderliğinde başarılan kurtuluş savaşından 3 bin yıl önce de Cihan Padişahı Fatih Sultan Mehmet bu güzel beldeyi Cenevizlilerden teslim aldı.
Cenevizliler bu kale içinde yaşıyordu.
Kale, biri Boztepe’deki Sormagir Kalesi, diğeri Amasra’daki Zindan Kalesi olmak üzere iki ana kütleden oluşmaktadır. Sormagir Kalesi, “Kemere Köprüsü” ile karaya bağlı olup köprüye bitişik “Karanlık Yer” adı verilen tonozlu ana kapıdan girilerek ulaşılır.
Karanlık Yer geçilince, sol taraftaki yol Küçükliman’a (veya Antik Liman), diğer yol ise Hacıdenizi’ne çıkar.
Kalenin doğu surlarının uzunluğu 65 metre, güney surlarının uzunluğu 300 metredir.
Sormagir Kalesi’nin kuzey ve kuzeybatısı denize çok dik bir yar halinde indiğinden buraya sur yapılmamıştır.
Kale, Cenova armaları, Eros, Medusa, kartal gibi figürlerin yer aldığı taşlarla günümüzde bile orta çağ havası vermektedir.
İşte Karanlık Yoldan geçip 3 bin yıl önce aydınlığa giren Cihan Padişahından sonra da bugün Türkiye Cumhuriyetinin evlatları buraları al bayrağımızla süslüyor.
Cem Demirel kardeşimin önderliğindeki bu vatan evlatlarının ellerine ve yüreklerine sağlık.
Öyleyse 30 Ağustos’ta gidip Amasra’yı görün.
Özellikle denizin içine serili bayrağın önünde de öz çekim yapın.

Faik Kaptan

 

Faik Kaptan’ın yazısı