Özlenen İstanbul.. İstanbullu kime denir?

Sulukule'de roman alemleri - Eski İstanbul

Özlenen İstanbul

Sahaflarda gezerken, ‘’İstanbul’u tanımak’’ adı ile ansiklopedi tarzında hazırlanmış bir yayın elime geçti. 450 sayfa olan bu eseri merak edip incelerken ‘’İstanbullu kime denir?’’ başlıklı bir yazı çok hoşuma gitti. Geçmişteki İstanbul buram-buram burnumda tüttü. Buyurun okuyun ..

İstanbullu kime denir?

Bir defa; Yanni, Taki, Aleko, Yasef, Dikran, Anastas, Rober, Akabi, Raşel, Sarkis, Koço, Bedros, Jirayr isimlerinde İstanbul yerlisinden arkadaşları olmamış, onlarla kahvede,maçta, tavernalarda, okullarda, beraberce ağlayıp gülmemiş dostlarımız

İSTANBULLU sayılmaz…

Bunlara ilaveten, Küçüksu’da kurulan mısır kazanlarından, Alibeykoy’ün sütlü kaynamış mısırından yemek nasip olmamış, Çengelköy salatalığını bostanından koparıp tatmamış, Gülhane Parkında Karagöz-Hacivat oyunu seyredememiş, Çiçek Pasajının Entel Cavit’i ile sohbet edememiş, Tepebaşı Çocuk Tiyatrosunun zevkine varamamış, Sulukule’de raks evlerine gitmemiş, kara trenlerin içinde kovalamaca oynamamış, Kumkapı’da rakı sofrasına dostça oturup, yine dostça kalkmamış akşamcılar, Moda’daki Koço’yu bilememiş ve nefis mezelerinden tatmamış dostlarımız

İSTANBULLUYUM diyemez…

Kapalı Çarşının tüm kapılarından girip çıkmamış, Taksim Eftalafos Kahvesinde nargile içmemiş veya içenleri seyretmemiş dostlarımız, Beyoğlu’ndaki Abanoz Sokağını, Yüksek Kaldırımın sosyetik aşiftelerini bilmeyen, Yeşilçam Sokağının eski halini, oraya yakın aport da iş bekleyen Figüran Kahvelerini ve oralardaki sohbetlere şahit olmamışlar, Tepebaşındaki Müzisyenler Kahvesini ve organizatör Sarı Orhan’ı bilmeyenler, Sarıyer sahilinde balık, Pendik Hilmi Gazinosunda pilaki yememiş olanlar, Süreyya Plajında denize girememiş, Adaların tümünü gezememiş, Gaskonyalı Toma’yı ve Bostancı’da Saksonyalı Vedat’ı tanımamışsan, rahmetli Sanat güneşimiz ZEKİ MÜREN’i Gar Gazinosunda, Maksimde izleyememişsen, Notre Dame de Sion Fransız Kız Okulu önünde kız araklama teşebbüsünde bulunmamışsan, Beyoğlu’ndaki Atlantik’de sosisli ve Amerikan salatalı sandviç yememişsen, İmam Sokak’taki meşhur Çağlayan Saz’a gitmemişsen, yine Beyoğlu Rebul Eczanesinden limon kolonyası veya lavanta kolonyası almamışsan, Bakara’dan iskarpin alıp, Gömlekçi Daniş’de ısmarlama gömlek diktirmemişsen, Galatasaray’ daki Zara’dan giyim aksesuarı almamış veya o nefis vitrinleri seyredememişsen, Kurbağalı Derenin o meşhur kokusunu da duymamışsan, Todoride meze yemediysen,

İSTANBULLU sayılmazsın…

Adamo’yu, Peppino di Capri’yi ve Louis Alberto Del Parano’yı, Los Paraguayos Orkestrasını Kervansaray’da, Roberto Lorano’yu Taksim Belediye Gazinosunda dinlemek şansına sahip olamamışlar, çiroz’u 2 kuruşa Balık Pazarından alıp yiyememişler, Haliç’de torik balığı yakalayıp lakerda yapmamış olanlar, Beyoğlundaki İnci Pastahanesi’nde profiterol, Saray Muhallebicisinde tavuk göğsü tatmamış, Taksim İşkembecisini ve de Feriköy’deki, Balat’taki meşhur işkembecileri bilmeyen dostlarımız sadece İSTANBULDA yaşayanlar diye tanımlanırlar…

Lefter’i, Turgay’ı, Baba Recep’i, Sinyor Can’ı ve Metin Oktay’ı Mithatpaşa Stadında seyredememiş olanlar, para az olunca Duhuliyeden, hiç para olmayınca Gazhane sırtlarından maç seyretmiş olmayanlar, Mithatpaşa Stadında kurulan güreş minderlerinde 8 sıklette dünya şampiyonu olan Serbest Güreş Milli Takımımız aslanlarını Yaşar Doğu, Hamit Kaplan, Müzahir Sille, Celal Atik’i göremeyenler, Harlem Globtrotters basketbol takımının gösterisini ve buz revüsünü Spor ve Sergi Sarayında seyretmemiş olanlar, tramvaya asılarak seyahat etmeyen, Beyoğlu’nun o gizemli apartmanlarının içini gezmemiş olanlar, Beyoğluspor Kulübünün Rumlara ait bir Lig takımı olduğunu bilmeyenler, bu kulüpte yetişen Sofyanidis’in Beşiktaş’a, Kasapoğlu’nun Yunanistan’a gittiğini bilmeyenler, Ramazanlarda oruç tutanın, tutmayanın nasıl kardeşçe yaşadığını tatmamış olanlar, Beyoğlu Ağa Camiinde her hafta Mevlit okunduğunu ve Mevlit şekeri almak için Rum, Ermeni, Musevi sınıf arkadaşlarının nasıl da muzipçe oyunlar yaptığını görmeyenler ve bu anlattıklarıma daha belki de binlercesi ilave edilebilecek İstanbul’un özelliklerini bilmeyenler;

İSTANBULLUYUM diyemezler…

Yani kısaca:
Heybeli’de mehtaba çıkmamışsan,
Kalamış’tan bir tatlı huzur almayı denememişsen,
Boğaziçi’ndeki şen gönüllere uzanamamışsan,
Çamlıca da sevgilinle birlikte bir iz bırakmamışsan,
İSTANBULLUYUM diyemezsin.. .
Sadece İstanbul’da yaşıyorum veya yaşadım diyebilirsiniz !..

Resimler.
1- Zeki Müren Maksim gazinosunda
2- Sulukule’de roman alemleri
3- Rebul eczanesi
4- İstanbul’da Tramvaylı günler..

Cemil Özyıldırım

Zeki Müren Maksim gazinosunda – Eski İstanbul
Sulukule’de roman alemleri – Eski İstanbul
Rebul eczanesi
İstanbul’da Tramvaylı günler