‘Kayıp’ olan gazeteci dosyası yeniden açılmalı.. Gazeteci Bahri Kayaoğlu herkesin bildiği ama korkudan görmezden geldiği konuyu yazdı

‘KAYIP’ OLAN GAZETECİ DOSYASI YENİDEN AÇILMALI

Gazetecilerin; ‘görmedim, duymadım, susuyorum’ demeye hakları yok…
***
Bir önceki yazımda 26 yıldır ‘kayıp’ olan Sabah gazetesi muhabiri İhsan Uygur’un ve şoför Yüksel Alptekin’in, hikayesini yazmıştım…
***
15 yıl önce köşe yazısı yazdığım www.internethaber.com da konuyu gündeme getirdiğim ilk gün, (16.07.2004) SKY Türk TV Haber Müdürü Orhan Can aradı. Tekrar gündeme getirdiğim İhsan Uygur dosyasını haber bültenlerine taşımak istiyorlardı. Teşekkür ettim. Sorumlu bir habercilik örneğiydi bu. Konuk oldum ve canlı yayında şunları söyledim…
***
”(…) Böyle bir sorunu bugün köşeme hiç taşımamayı dilerdim. Ama ne yazık ki bazı gerçekleri görmemiz gerek. Şimdi on bir yıl sonra gazeteci İhsan Uygur, hala ‘kayıp’ olarak kayıtlarda duruyorsa, sistemimiz de bir yanlışlık var demek. Bunu irdelemek ve yanlışı bulup kamuoyu ile paylaşmak biz gazetecilere düşüyor.
Ülkemiz de bir dönem onlarca, yüzlerce faili meçhul cinayetler işlendi ve hala onlarca ‘kayıp’ insan var. Bu olayla, biraz da dikkatleri o yöne çekmek istedim. Türkiye’de ne yazık ki ‘Kayıp Aranıyor’ dernekleri kuruldu. Bu ne demek? Vatandaşın canını korumakla görevli kurumlardan ümidini kesen mağdurların, kendi sorunlarına kendileri çare arayışı içine girmeleri demek.
***
Bakın, geçtiğimiz günlerde Finlandiya hükumeti, Irak’ta kaybolan 3 vatandaşı için olağanüstü toplandı, kararlar aldı. Avrupalı ile aramızda ki en büyük fark bu. İnsana değer verme. Onlarda var bizde yok. On bir yıl önce Sabah gazetesinin muhabiri İhsan Uygur ve şoför Yüksel Alptekin’in başına gelen olay herhangi bir Avrupa ülkesinde olsa, bırakın Vali, Emniyet Müdürü, İçişleri Bakanını, inanın hükumetleri derhal istifa ederdi.
Artık bu tür olaylarda baskıyla, korkuyla sindirilmeye devam edilirsek, daha çok İhsan Uygurlar maalesef kaybolur ve ‘kayıp’ olarak kalır…
İhsan ve Yüksel kaybolduktan sonra, Sabah gazetesi, bulunmaları için bir ‘ödül’ koydu. Sonra gerçi yayınlarını durdurup, ödülden vazgeçtiler ama ortaya koyulan ödülü almak için insanlarımız o bölge de ‘ceset’ avına çıktılar. Ne oldu biliyor musunuz? Yıllardır, aylardır ‘kayıp’ olarak aranan onlarca insanın cesetleri, ormanlık alanlarda, kör kuyular içinde bulundu. Hepsi faili meçhuldü…
***
“Bu görev bütün medya mensupları gibi sizlere de düşüyor. O döneme çok yakından tanıklık eden insanlar var. Mesela; Ahmet Vardar… Mesela; Fehim Yener… Mesela; Zafer Mutlu… Ve Erhan Bağcı… Bu isimler o günlerde İhsan ve Yüksel’in çalıştığı gazetede müdürleri ve yöneticileriydi… Örneğin; Hayri Kozakçıoğlu, Necdet Menzir, Yalım Erez… O günkü konumlarından sonra uzun yıllar siyasette görev aldılar… Milletvekili seçilip Bakanlık bile yaptılar… Örneğin; İhsan Demir… ‘OLAY VAR’ da açıklayacağı bilgiler nelerdi? Bir kaçı dışında bu isimlerin hepsi sağ ve eminim bu olayla ilgili bildikleri çok şeyler vardır… Yeter ki gidip mikrofonlarınızı onlara uzatın. Elbet ‘bir şeyler’ söyleyeceklerdir…”
***
İhsan Uygur’un abisi, babası ve tüm yakınları bu olaydan sonra perişan oldular. Aynı şey Yüksel’in ailesi için de geçerli oldu. Düzenleri altüst oldu, bir daha da düzelmedi. Kardeşinin başına gelen olayı çözmek için abisi Lütfü Uygur, işini bıraktı. İki yıl boyunca dağ, orman, dere demeden ‘bir ipucu’ aradı… Ve sonra, hala kuşkulu olduğuna inandığım bir trafik kazasında, o da can verdi… Lütfü toprağa verilirken babası ne dedi biliyor musunuz?
“Allah’ım sana şükürler olsun. Hiç olmazsa bu oğlumun yattığı yer belli. Ara sıra gelir Fatiha okurum. Keşke İhsan’ın da böyle bir mezarı olsaydı…”
Böylesine acı çeken bir baba, tabi ki daha fazla yaşayamazdı. Turan Uygur, ikinci oğlunu toprağa verdikten kısa bir süre sonra, kalp krizi geçirerek öldü…
***
Burada birilerini suçlamak istemiyorum. Ama, başı bir şekilde derde girmiş vatandaşların sorunlarına, yetkili kurumların daha duyarlı ve sorumluluk bilinci içinde yaklaşması gerekir diye düşünüyorum.
O gün, canlı yayında SKY Türk spikeri Pelin Çift hanımın sorduğu; “Bahri bey, bu olayın üzerine tekrar gitmekten korkmuyor musunuz?” sorusuna verdiğim cevabı buradan bir daha tekrarlamak istiyorum.
“Suç işleyenler ve işlenen suçları gizleyenler korkaktır. Ben her ikisini de yapmadım. Neden korkayım ki?”
***

Bahri Kayaoğlu