Kadınları hak arama günü.. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk, Ankara Kız Lisesi’ni ziyaret ediyordu. Soru sorduğu bir kız öyle bir cevap verdi ki.. Cemil Özyıldırım yazdı

Kadınları hak arama günü

1934 yılı, Kasım ayının başı.. Ankara Kız Lisesinde tarihi bir gün yaşanacaktı. Atatürk’ün liseyi ziyaret edeceği haberi, öğretmenler ile öğrenciler arasında büyük heyecan ve sevinç yaratmıştı. Atatürk saat 10.00’ da beraberindekilerle okula geldi. Öğrenciler derste idi. Atatürk, kendisini kapıda karşılayan lise yöneticilerine bir sınıfa girip, öğrencilerle sohbet etmek istediğini söyledi. Atatürk sınıfların sıralandığı koridorda, herhangi bir sınıfın kapısını açıp içeri girdi. Öğrenciler ayağa kalkarak hep bir ağızdan ‘’Hoş geldiniz’’ dediler.
Atatürk, öğrencilere sevgi dolu gözlerle bakıp, gülümseyerek sıraların arasında dolaştı. Dersin adı ‘’Medeni Bilgiler’’ idi. Sonra genç öğretmene dönüp, ‘’Müsaadenizle kızlarımızla biraz sohbet etmek isterim’’ dedi. Aynı sırada oturan Müjgan ve Nigar adlı iki öğrencinin önünde durdu. Atatürk sordu:
-Vatandaşın başlıca hakkı ve görevi nedir?
Müjgan heyecan ile ayağa kalktı:
-En büyük hak seçim, en büyük görev askerliktir Atam…
Nigar hemen atıldı:
-Peki en büyük hak seçim ise, biz niçin millet vekili olamıyoruz?
Atatürk:
-Peki öyle ise, size seçim hakkı verelim. Ama askerlik de yapacak mısınız?
Nigar ciddiyetini bozmadan, gözleri parlayarak cevap verdi:
Eğer beklenen bu ise, biraz geç kalmış olmuyor musunuz?. Çünkü Ulus meydanındaki anıtta mermi taşıyan kadın heykeli, benim annemdir.

Atatürk iki öğrencinin başlarını okşayarak, memnuniyet ifadesi ile sınıftan çıktı. 5 Kasım 1934’de Meclise getirilen kanun teklifi yasalaştı. Vatandaşların en büyük hakkı olan seçim hakkı, mecliste çoğunluk oyları ile kadınlara da tanınıyordu. Aslında Atatürk Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, kadın sorununun çözümünü, “Türk kadınına ödenmesi gereken bir borç” olarak görüyordu. Savaşı tüm ulus kazanmıştı, ama kadınların taşıdığı yük ve gösterdiği özveri çok yüksekti. Bu gerçeği, herkesten çok, o biliyor ve yargısını; “Dünyada hiçbir ulusun kadını, ben Anadolu kadınından daha çok çalıştım, ulusumu kurtuluş ve zafere götürmek için, Anadolu kadını kadar hizmet ettim diyemez” sözleriyle dile getiriyordu.

’Kadınlar özgürleşmeli’’

Atatürk kadını kendi yaşam ortamında tutsak haline getiren, tutucu kurallar ve buna bağlı olarak yaşamla çelişen önyargılar ortadan kaldırılmadıkça, Türk ulusunun da tutsaklıktan kurtulamayacağına inanıyordu. Ona göre, kadını özgürleştirmemiş bir toplum gelişemez, tutsaklıktan kurtulamazdı. “Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı yere zincirlerle bağlı kaldıkça, öbür yarısı göklere yükselsin. Kuşku yok; devrimci adımlar, iki cins tarafından birlikte, arkadaşça atılmalı, yenilik ve ilerlemeler birlikte gerçekleştirilmelidir. Devrim, ancak böyle başarıya ulaşabilir” diyordu. 22 Kasım 1916’da, Genel Kurmay Başkanıyla yaptığı bir söyleşide, güç ve yetenek sahibi anne yetiştirmek, bunun için de kadını özgürleştirmek zorunda olduklarını söylemişti. Bir işi kadınla birlikte yapmanın, erkeğin ahlakı, düşüncesi ve duyguları üzerinde etkili olacağını düşünüyordu. 2 Şubat 1923’te, halkla yaptığı uzun söyleşide şunları söylüyordu:

“Efendiler, . Benim bugün burada yaptığımı çok isterim ki, hanım arkadaşlarımdan biri yapsın ve biliyorum ki, hanımlarımız bunu da en iyi şekilde yapar. Bunu yapmak için, hiçbir dini engel yoktur.”

Kılık kıyafet yenileşmesini başlatmak için, 26-31 Ağustos 1925’te yaptığı ünlü Kastamonu gezisinde, kadın ve ailenin önemine bir kez daha değindi. Kadının toplumdaki yeri ve kıyafeti konusunda, yöre insanının uygulamakta olduğu tutucu davranışları eleştirirken görüşlerini şöyle açıklıyordu:
‘’Kadınlarımız başına bir bez, bir peştamal, ya da buna benzer bir şeyler atarak yüzünü gizliyor ve yanından bir erkek geçtiğinde, ya arkasını dönüyor ya da ters dönüp yere oturuyor. Bu davranışın anlamı nedir?.. Efendiler, medeni bir milletin anası, milletin kızı bu garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu durum, milleti çok gülünç gösteren bir manzaradır, derhal düzeltilmesi gerekir’’.

Atatürk’ün kadına dönük çalışmaları

Atatürk cinsler arası ayırımcılık üzerine kurulmuş olan tüm alışkanlıkların ve buna kaynaklık eden koşulların da değiştirilmesi inancındaydı. O nedenle herhangi bir yasa çıkarmadan önce, iller düzeyinde bir takım yerel uygulamalara gidildi. 1924 sonunda, İstanbul Valisi Süleyman Sami Kepenek bir genelge çıkararak; vapur, tramvay ve trenlerde, erkekle kadını ayıran kafesleri kaldırdı. Türkiye’de o denli hızlı bir değişim yaşanıyordu ki, 1932’de dünya güzeli seçilen Keriman Halis, bugünkü Diyanet İşleri Başkanının makamındaki son Osmanlı Şeyhülislamı’nın torunuydu. “Kadın Devrimine” hukuksal boyut kazandıran ilk yasal girişim, 3 Mart 1924’te çıkarılan, Eğitimin Birliği (Tevhidi Tedrisat) Yasası ile sağlandı. Bu yasa, eğitimin laikleşmesini sağlarken, kadınlara, erkeklerle eşit eğitim olanakları tanıyor ve genç kızlara, var olan tüm eğitimin kurumlarına girme hakkını kazandırıyordu. Eğitim kurumlarının saptadığı kıyafetler, örtünme, peçe ya da çarşafı ortadan kaldırıyor, topluma örnek olacak genç bir kadın kuşağı oluşuyordu.

Kadınlar için köy kanununda değişiklik

Atatürk’ün 1922-1929 arasındaki yedi yılda yaptığı açıklamalar ile halk arasında bu konuda, belirgin bir düşünce birikim sağladı. Kamuoyunu yapılacak yasal düzenlemelere hazırladı. Kadınlar için başka ülkelerdeki tartışma ve uygulamaların araştırılmasını da istedi. Bu görevi Afet İnan’a verdi. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya da, yakında Meclis’te görüşülecek olan Belediyeler Yasası’nda yapılan değişikliklerle kadınların seçme ve seçilme hakkı sorunun bir bölümüyle ele alınabileceğini söyledi. 3 Nisan 1930’da çıkarılan Belediye Yasası ile 18 yaşından büyük tüm kadınlara, belediye seçimlerinde, oy kullanma ve seçilme hakkı tanındı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 26 Ekim 1933’te, Köy Kanunu’nun 20 ve 25.maddelerini de değiştirdi. Bu değişimle, köy ihtiyar heyeti ve muhtar seçimlerinde, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi.

Türk kadınları, siyasi haklarına tam olarak, Köy Kanunundaki değişiklikten 14 ay sonra, 5 Aralık 1934’te ulaştı. 191 milletvekili, verdikleri ortak bir önergeyle, Anayasanın seçme ve seçilme koşullarını belirleyen 10. ve 11.maddelerinin değiştirilmesini istedi. Önergeye göre 10’ncu madde; “22 yaşını bitiren kadın ve erkek her Türk, milletvekili seçme hakkına sahiptir”, 11’inci madde ise “30 yaşını bitiren kadın ve erkek her Türk, milletvekili seçilme hakkına sahiptir” biçiminde değiştiriliyordu. Değişiklik önerisinin kabul edilmesinin hemen ardından, Seçim Yasası, yeni Anayasa’ya uyumlu hale getirildi. Yasanın, kadınların seçme ve seçilme hakkına engel olan 5, 11, 16, 28 ve 58.maddeleri değiştirildi. Tasarı 258 oyla kabul edildi. 53 milletvekili çekimser kaldı, 6 milletvekili ise boş oy kullandı.

‘’Dünya Emekçi Kadınlar Günü’’ nasıl doğdu?

Her yıl 8 Martta kutlanan ‘’Dünya Kadınlar Günü’’yaşanan gerçek bir olayla ortaya çıktı ve kabul edildi. O nedenle günümüzde Dünya Kadınlar Günü, kadınlar açısından farklı anlamlar taşıyor. Çünkü 8 Mart, kadın hakları açısından bugünlere nasıl gelindiğinin hatırlanmasını da sağlayan özel bir gün olarak kutlanıyor. Dünya Kadınlar günü’nün tarihçesine bakmak, bir mücadelenin başlangıcı olarak değer kazanıyor. ABD’nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında ağır çalışma koşulları, uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücret koşulları, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma kararı alan kadınlar, taleplerini “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret’’ şeklinde.” açıklıyorlardı. 40 bin dokuma işçisi bu nedenle greve başladı. Bu sırada çıkan olaylar sırasında fabrika içinde şüpheli bir yangın başladı. Takvimler 8 Mart 1857’yi gösterirken 129 kadın, yangında hayatını kaybetti. Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin , bu olayın ardından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını öneri olarak sundu ve öneri oy çoğunluğuyla kabul edildi.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Almanya ve İsviçre’de anıldı. Anmaların 8 Mart olarak değiştirilmesine 1921’de Moskova’da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda karar verildi. ABD’de de ise 1960’lı yıllarda anılmaya başlandı. Birleşmiş Milletler, 66 yıl sonra 8 Mart’ı ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kabul etti. Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda kutlamalar daha yaygın ve yığınsal olarak kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi düzenlendi. 12 Eylül Darbesi’nden sonra cunta yönetimi tarafından dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmasına izin verilmedi. Ancak 1984’ten itibaren her yıl, çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya devam ediliyor.

Türkiye’de kadının durumu

Günümüzde kadınlarımız hala hak aramaya devam ediyor. Bu haklar son yıllarda gündemin baş sırasında olan kadın cinayetlerinin önlenmesi, kadınların istihdam sorunun giderilmesi, kadın-erkek ayırımcılığına son verilmesi, siyasette kadın kotasının artırılması, kadın eğitimine yeni bir bakış açısı getirilmesi, kadın işçilerin istihdamında kayıtsız çalıştırılma koşullarının önlenmesi, kadın girişimcilerin sayıca önlerinin açılması, 13-14 yaşlarındaki kız çocuklarının evlendirilmesi uygulamalarına son verilmesi, kadınların sokakta yürürken, evde yalnız otururken güven duygusunun artırılması şeklinde sıralanıyor. Bu tabloya bakıldığında, Türkiye İstatistik Kurumu ve çeşitli araştırma kurumlarının raporunda, kadın cinayetleri ilk sırayı alıyor. ‘’Kadincinayetleri’’.org tarafından Bianet’e ait Erkek Şiddeti ve Cinayet Verileri temel alınarak oluşturulan araştırma sonuçlara göre, 1 Ocak 2017 – 1 Ocak 2018 yılları arasında 285 kadın öldürüldü. Bu kadınların 28’i 18 yaş, 89’u ise 18-30 yaş aralığında görülüyor. 285 kadın cinayetinde, faillerin yakalanması faillerin yakalanması 171 vaka için gerçekleşti; teslim olan fail sayısı ise sadece 20’de kaldı.

Türkiye İstatistik Kurumunun (TUİK) Kasım 2017 Temel İşgücü Göstergeleri veri tabanına göre, ülkede 15 yaş ve üzeri toplam nüfus 60 milyon 223 bin. Bu nüfusun 30 milyon 399 bini kadınlar ve 29 milyon 824 bini de erkeklerden oluşuyor. İşgücü olarak nitelendirilen nüfus ise 31 milyon 790 bin ve bu sayının 10 milyon 287 binini kadınlar, 21 milyon 503 binini erkekler oluşturuyor. İstihdam edilen nüfus içerisinde ise, toplam 8 milyon 904 bin kadın ve 19 milyon 612 bin erkek bulunuyor. 2017 yılı içerisinde işgücüne katılım oranı erkeklerde %72,1, kadınlarda ise %33,8 olarak tespit ediliyor..Erkeklerde işsizlik oranı %8,8 iken, kadınlarda bu oran %13,7’e yükseliyor.,.

Ekonomik faaliyetler açısından incelendiğinde de, kadınların %26,8’i tarımda, %14,7’si sanayide, %0,9’u inşaatta ve %57,6’sı hizmet sektöründe faaliyet gösteriyor.Tarımda neredeyse aynı sayıda çalışan erkek ve kadın bulunmasına rağmen, kayıtlılık oranına bakıldığında çalışan kadınların %93,7’si kayıt dışı çalıştırılırken, erkeklerde bu oran %76,4’ü buluyor..Dünya Bankası’nın Girişimcilik Araştırması’na göre Türkiye’de kesin ve en güncel sayılar bilinmemekle beraber, şirket sahipliğinde kadınlar sadece %25,4’lik bir yer tutuyor. Ülkemizde, en güncel olarak açıklanan 2016 verilerine göre 6 yaş ve üzeri nüfus içerisinde yaklaşık 2,5 milyon kişi, yani %3,5 okuma yazma bilmiyor. Bu nüfusun içerisinde ise kadınların oranı %84. 6 yaş üstü kadın nüfusun %5,9’u okuma yazma bilmezken, erkeklerde bu oran %1,1.

Kadınların siyasi hayata katılımları incelendiğinde, 2015 yılı Haziran seçiminde 98 kadın TBMM’ye girebilmişken, Kasım ayında yapılan son genel seçimle bu sayı 81’e indi. Şu an ise toplam 543 milletvekili içerisinde sadece 76 kadın bulunuyor.2014 yılı yerel seçimlerinde kadın belediye başkanı oranı %2,9, muhtar oranı ise %2 seviyelerinde kaldı.
TÜİK tarafından hazırlanan 2016 yılı “İstatistiklerle Çocuk” verilerine bakıldığında, 2016 yılında gerçekleşen toplam evlilikler içerisinde 16 veya 17 yaşında evlenen kız çocuklarının sayısı 27.637. TÜİK’in “Annenin yaş grubuna göre doğumlar” tablosuna göre de, verilerin en güncel olduğu 2016 yılında annenin yaşının 15’ten küçük olduğu toplam 234 doğum gerçekleştirildiği 2016 yılında gerçekleşen toplam 1 milyon 309 bin 771 doğum içerisinde 18 yaşından küçük anne olanların oranı da yaklaşık %1,3. Bu rakamlara bakıldığında kadının hak arama mücadelesine ‘’hak vermemek’’ gafletine düşülmemesi gerekiyor

NOT:
Emek veren, acı çeken, özlem duyan, hakkını savunan tüm kadınlarımızın
‘DÜNYA KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN ’

Cemil Özyıldırım