“47 yıllık gazetecilik yaşantım boyunca bu güzel meslek adına çok şey öğrendim. Şimdi geri verme zamanı”

47 YILLIK GAZETECİLİK YAŞANTIM BOYUNCA BU GÜZEL MESLEK ADINA ÇOK ŞEY ÖĞRENDİM. ŞİMDİ GERİ VERME ZAMANI…
Bugün burada 47 yıllık meslek hayatımın 40 yılını geçirdiğim eski adı Yeşilköy olan Atatürk Havalimanı’nda gazeteci olarak yaşadıklarımdan oluşan ve içinde 85 hikaye bulunan kitabımı sizlere takdim edeceğim.
Bu kitabı yazmam için beni teşvik eden, hatta zorlayan TAV Havalimanları İcra Kurulu Başkanı sevgili Sani Şener’e öncelikle huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.
Kaç yıl geçti tam hatırlayamıyorum, bir gün dış hatlar gidiş katında bir işten dönüşüm sırasında yolda Sani Beyle karşılaştım. Onun ofisi de o zamanlar bu binadaydı. Şimdi Holding binasında çalışıyor.
O dönemde sık sık karşılaşırdık. Bu kez karşılaştığımda yanıma geldi ve yüzüme bakarak bana ciddi ciddi, “ Abi artık yaz” dedi. Ben de kendisine, “Her gün yazıyorum Sani bey” cevabını verdim. Bu kez, “Sen haber yazıyorsun. Onu söylemiyorum, şu kitabı yaz artık. Bu senin gelecek nesillere borcun. Merak etme bu konuda seni desteklerim” dedi.
Eksik olmasın Sani Bey emekli olduktan sonra bu ısrarından vazgeçmedi ve sonunda oldu.
GAZETECİ KİTAPSIZ OLMAMALI.
Bu arada buna bağlı olarak bir anekdotu da anlatmak istiyorum:
Bir dönemin polis adliye muhabirlerinden Doğan Katırcıoğlu abimiz vardı. Bir de onun samimi arkadaşı ilk havalimanı muhabirlerinden şimdinin turizm yazarı Özkan Altıntaş.
Özkan devamlı olarak Doğan abiye, “ Abi şu anılarını yaz. Sen bir tarihsin. Bunları bize anlatmaktan vaz geç, kitap yaz” diye başının etini yerdi. O da pek umursamazdı.
Yılların magazin muhabiri Erol Dernek abimizin cenaze törenindeydik. Erol Dernek deyip geçmeyin. Türkan Şoray’ları, Fatma Girik’leri ilk çıkartan insandı. O alemde tekti. Hayata veda ettikten sonra adını Beyoğlu’nda bir sokağa verdiler. O da bildiklerini, yaşadıklarını yazamadan gitmişti.
İşte o cenaze töreninde bizim Özkan, Doğan abiyle yan yana yürürken “ Kitabını yazmamakta hala direnecek misin? Bak Erol abiye, Yeşilçam anıları onunla birlikte toprağın altına gitti. Gel şu kitabı yaz “ diye diretiyordu.
Doğan abi “ Yazmazsam ne olacak?” dedi.
Özkan bu lafa çok sinirlendi ve adımlarını hızlandırıp giderken birden durdu geri döndü ve şunu söyledi:
“ Sen öldüğünde böyle olmaz bunu bil. Musalla taşında imam, ‘Merhumu nasıl bilirdiniz? Diye sorduğunda, ben de ‘ Kitapsızın biriydi’ diye bağıracağım.”
İşte Doğan abi o andan sonra “ Olur böyle vakalar” adlı o güzel kitabını yazdı.
Şimdi ben de artık kitapsız değilim.
Yanlış anlaşılmasın bizim bir kutsal kitabımız zaten var. Bu kitap, başka kitap…
Gazeteci kitapsız olmamalı. Yaşadığı olayları değerlendirmeli ve arkasında kalıcı bir eser bırakmalı. Bu onların gelecek kuşaklara bırakacakları en önemli görevdir.
HAVALİMANI MUHABİRİNİN GİDERİ OLMAZ.
Bizler Havalimanı Muhabirleriyiz. Havacılıkta en zor mesleklerden birisi pilotluktur. Ancak teknoloji şimdi çok geliştiği için artık otomatik pilotlar da yerini almak üzeredir. Pilot uçacağı rotayı yerde iken bilgisayara girer ve yazdığı her şeyi adım adım uygular. Pilot otomatik pilotu herhangi bir durumda veya yanlışta devreden çıkartır. Yani pilotun da iş gücü hafiflemiştir.
Cağaloğlu’ndaki binadaydık. Makintoç denen ilk bilgisayar pikaj servisine geldi. Geldiğinin ilk aybaşında 20 kişi işten çıkartıldı. Daha sonra montaj servisine bir tane daha geldi oradan da 25 kişi çıkartıldı. Zira onların işini makintoçun başındaki gencecik bir adam tek başına yapıyordu. Bu olaylar tüm gazetede izleniyordu.
Bizim serviste de Hüsnü Savaş adında bir foto muhabiri arkadaşımız vardı. Hüsnü bir gün geldi kulağıma, “ Abi bu makintoç denilen şerefsiz makine iyi ki işe gidemiyor, cinayete, olaylara gidemiyor. Bir de oraya gitse bizim de işimiz tamam” dedi.
Hüsnü’ye o zaman çok gülmüştüm. Ama şimdi bakın teknoloji nerelere geldi. Yapay zekalar iş başında. Yakında bunlar bizim işimize de gidecekler gibi. Giderler çekerler, yazarlar ama işin ruhunu veremezler. O güzellik bizlere Allah’ımızın bir lütfudur. Çok şükür. Cağaloğlu’ndaki binadaydık. Makintoç denen ilk bilgisayar pikaj servisine geldi. Geldiğinin ilk aybaşında 20 kişi işten çıkartıldı. Daha sonra montaj servisine bir tane daha geldi oradan da 25 kişi çıkartıldı. Zira onların işini makintoçun başındaki gencecik bir adam tek başına yapıyordu. Bu olaylar tüm gazetede izleniyordu.
Tekrar otomatik pilota dönelim. Bizim otomatik pilotumuz yoktur.
Biraz daha ileri gidelim. Pilotun otomatik pilot ile iniş yapabilmesi için inişin yapılacağı havalimanının da aletli iniş sisteminin bulunması gerekir. Tekerleği koyuncaya kadar yön gösterir. Hatta çok sisli havalarda inişte otomatik pilot uçak pist üzerinde durana kadar kullanılır.
Ama gelin görün ki Havalimanı Muhabirinin böyle otopilot gibi, aletli iniş sistemi gibi destekleyicileri yoktur. O kanıyla, canıyla, beyniyle, bedeniyle, kısaca her şeyi ile gittiği veya takip işe odaklanıp bitirmek zorundadır. Dışardan görüldüğü gibi değildir. İşi bitiremediği ve atladığı zaman hesabını verir. Bazen bu hesabın faturası da çok acı ödenir.
Gazeteciliğin tüm dalları, yani polis, adliye, magazin, spor, ekonomi, VİP gibi aklınıza ne gelirse bu binaların içinde gerçekleşir. Günde 100 bin kişinin gezindiği, 3500 uçağın inip kalktığı 40 binden fazla görevlinin olduğu bir mini kentten bahsediyoruz.
İşten çıkıp eve gittiğiniz zaman bile iştesinizdir. Her an çalacak bir telefonla geri gelirsiniz.
Sevgili 40 yıllık eşim Sema geçtiğimiz yılbaşı ne dedi biliyor musunuz?
“Faik biliyor musun, 40 yıl sonra ilk kez yılbaşının ertesi günü evdesin.”
Doğruydu. Gençliğimde yılbaşı geceleri çalışırdım. Biraz ustalaşınca o gece çalışan genci değiştirmek için de erkenden işe gelirdim. Bu, öyle bir meslek işte.
Şimdi burada biraz da TAV Havalimanlarından bahsetmek istiyorum. Gerçekten ülkemizdeki küreselleşen diğer Türk firmaları için yüreklendirici bir örnek olan Atatürk Havalimanı dünya çapında bir başarı öyküsü yazdı.
Şimdi birde bize bakalım. 2000 yılı Ocak gece yarısı açıldı ve o günden beri de maşallah diyelim tıkır tıkır çalışıyor. Çok büyük hatanın yaşanmadığı bir sisteme tanık olduk.
Yeni Havalimanı’nda görev yapacak arkadaşlara da başarılar diliyorum. Burada yaşadığımız güzellikleri inşallah orada da yaşarız.
Son olarak elinizdeki bu kitap sıradan bir gazetecinin, daha doğrusu yaşantısının büyük bir bölümünü, ömrünü sadece gazeteciliği adamış olan yani benim ilk adı Yeşilköy olan daha sonra büyük kurtarıcımız Atatürk’ün adını taşıyan Atatürk Havalimanı’nda yaşadığım gerçek öykülerden oluşuyor.
Birçok sayfada kendinizi bulacaksınız. Keyifle okuyacağınız sanıyorum.
Bugün beni yalnız bırakmayan, her zaman büyük desteğini gördüğüm Sayın Orhan Birdal’a, Sevgili Sani Şener’e ve onunla birlikte Kemal Ünlü ile ekibine, Kurumsal İletişim Müdürü Bengi Vargül ile (Bengi’nin aramızdan çıktığını antr parantez söyleyeceğim) mesai arkadaşlarına, Emniyet Müdürümüze, tüm ekiplerine, burada bulunan tüm yönetici arkadaşlarıma, Yusuf Bolayırlı’ya, Celal Özuğur’a, Recep Arı’ya, Uğur Cebeci’ye, Yahya Üstün’e, Mehmet Erdoğan’a meslektaşlarıma, arkadaşlarıma herkese ama herkese çok teşekkür ediyorum.
Hayatın yeni sayfalarında tekrar buluşmak üzere Hoşça Kalın diyorum. Saygılarımla.
Not: Yukarıda okuduğunu yazıyı geçtiğimiz Perşembe akşamı kitabımın tanıtımının yapıldığı toplantıya katılan dostlarıma yapmıştım. Sizlerle de paylaşmak istedim. Gelen, gelemeyen tüm dostlara selam. Kitaba ulaşmak için benimle temasa geçebilirsiniz.

Faik Kaptan

Patreon üzerinden desteğinizi bekliyoruz.