Vural Engin’in en güzel şiiri.. “Madam Alis’in merdiveni”.. (Şiirdeki Baba Orhan kim, bilin bakalım)

madamı alis’ in merdivenleri

sene seksenlerin sonuydu…
“güzel marmara” diye bir şaraba dadanmışız
o zamanlar…
köpek öldüren bi şarap
en âlâsından
ali bakkal’ da içiyoruz gece gündüz
içip içip manifestolar yazıyoruz
güpegündüz
kafalar cam gibi…

bazen madamın merdivenlerine geçiyoruz
madam alis kovarsa, tekrar ali bakkal’a…
hayatımız ya merdivenlerde geçiyor
ya ali bakkal’da
biz gazetecilik okuyoruz
dolapdere’de
merdivenlerde
ali bakkal’da
kafalar güzel marmara…
şimdilerde sosyete içiyormuş
demek ki asilmiş
o zamandan ruhumuz…

madam alis duldu
eşini yıllar önce bir kazada kaybetmiş,
yalnız yaşadığı bu evde, hatıralar arkadaşı olmuştu
ara sıra yeğeni gelirdi ziyaretine
ben inceden yazardım yeğenine
madam sezer,
bir kova suyu başımıza dökerdi
“defolun kapımdan serseriler!” derdi
biz gülerdik,
ben sırılsıklam âşık olurdum
kafalar taş gibi…

biz bazen küserdik kolpadan
madam sezer, gönlümüzü alırdı
aslında hepimizi çok severdi
biz olmayınca yalnız hissederdi,
söyleyemezdi…

barışınca geçerdik tekrar merdivenlere
okula inen merdivenler,
dolapdere’ye kadar inerdi.
herkes sevgilisiyle okulun merdivenlerinde içerdi,
biz on-on beş kişi madam’ın merdivenlerinde…
sevgilimiz yoktu bizim!

herkesin bir lâkabı vardı
“kata turan, deli alp, piç erhan, ayı sefa”
sonra “aslan emre kıbrıslı, eko tuncelili”
bir “eko” daha vardı, semazendi!
şarap bulamazsa, öksürük şurubu içerdi
bir keresinde bana da içirip,
hastaneye kadar da götürmüştü
benim lâkabım yoktu!

kızlardan en taşı ‘taş niver’di
bacaklar sütun
ermeni taş ustalığının son örneği gibi kusursuzdu…
bazen uzununa siyah, çizgili bir mini giyer
merdivenlerden iner, kiliseye giderdi
biz de niver’le
kafalar sütun gibi…

bir de baba orhan’ın bir grubu vardı
“teşkilât”
kızlardan para toplar, çingene kiralar
okulun önünde kolbastı oynarlardı!
“şopar ismail, artist şoray, garslı adnan, gamanlı oktay”
hep teşkilâtın adamları
kafalar dokuz-sekiz roman havası

akşam olunca tekrar ali bakkal’a geçerdik
erzurumluydu, hemşerim derdim
“hemşeri hemşeriyi gurbette severmiş” derdi
veresiye defterinden de ha bire geçirirdi
ahmet kaya çalar, biz içerdik
konu çoğu zaman sosyalizm olurdu
her gece bir manifesto yazılırdı, güzel marmara’dan
biz gittikten sonra, ali kdv’yi de eklerdi
sonradan öğrendik, üç apartman yaptırmış
ikisi kdv’den…

ali de kapatınca tekrar merdivenlere geçerdik
bakkaldan yürüttüğümüz şarapları
yanan kasaların başında içerdik
şiirler okurduk; can baba’dan, nâzım usta’dan,
attila kaptan’dan,
aklımızda hep aynı nakarat;

“sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan(istanbul)
unuttun mu
sana taptık.”

kafalar isyan…

ateşte sönünce bana geçerdik
en yakın ev benimkiydi…
ev arkadaşım ismail, udî
sofralarda memocan en başta
siverekli
on dört yılda bitirdi okulu!
bir keresinde içerken midesi patladı,
yarısını aldılar
memo suzan suzi’yi söylerdi
ben sarı gelin’i
ismail ud çalardı…
darbukamız yoğurt kabı

gecemiz bir cigarayla biterdi
herkes olduğu yere çökerdi;
sırtlar duvara çivilenir,
gözler tavana sabitlenir
aklımızda hep aynı nakarat

“sokaklarında mohikanlar gibi ateş yaktık
sana taptık ulan(istanbul)
unuttun mu
sana taptık.”

kafalar afgan!..

vural engin

İşte o meşhur merdivenler:

Marmara Üniversitesi İletişim’in meşhur merdivenleri.. 1987.. Şiirlere konu olan Dolapdere’deki merdiven

Patreon üzerinden desteğinizi bekliyoruz.