Bu sene de “Atletliler” şampiyon olacak.. Yoğun istek üzerine ‘Yarbay Aziz Bey’.. Orhan Can yazmıştı

 

70’li yıllardı…
Çok varlıklı değil ama gururluydular.
Top oynanacak sahaları yoktu.

Küçük bir açıklık ya da araba geçmez bir cadde!
4 taş yeterdi kale kurmak için…
Aralarında günlerce para toplar, ancak 1 top alırlardı!
Hazine gibi getirirlerdi satın aldıkları futbol topunu mahalleye!
Hemen top oynamazlardı.
Topun dikiş yerlerini gres yağı ile ovarlardı.
Dikiş iplikleri hemen patlamasın diye…
2 gün bekletirlerdi.

Futbol topu alıp, futbol oynamadan 2 gün beklemek ne işkenceydi.
Asfalta, taşlı toprak sahaya meşin yuvarlak mı dayanırdı!?
Top paramparça olana kadar oynarlardı…

Bağırış, çağırış, itirazlar ve “gol” sevinçleri…
Mahallede çocuk sesleri!
Bir de mahallenin “zengin” çocukları vardı! Pek sokağa çıkmazlardı…
Çıksalar da takıma alınmazlardı…
Kenardan seyrederlerdi..
Üzerlerinde fiyakalı formaları, ‘canti ayakkabıları’…
Bir de su geçirmez topları vardı…

Gres yağlı top parçalandıktan sonra…
Gözler, su geçirmez topa “mecburen” dönerdi…
“Zengin” çocukları “Bizim topumuz var, biz de oynayalım” derlerdi.
Kabul ederdi diğer çocuklar…
E, top da toptu ama..
Su geçirmez..!!

Onlar ve biz
Onlar bir takım, her gün top oynayan çocuklar bir takım olurdu…
Bir tarafta; yurt dışından gelmiş lüks formaları, şortları, konçları ve cıgıl cıgıl spor ayakkabılıları ile hafta bir sokağa çıkanlar…
Bir tarafta, formaları ‘Atlet’ olanlar…
(Benim atletim siyahtı. Spor ayakkabım da iskarpin…
Burnu açılmıştı, topa vurmaktan…
Babam çok kızardı.)
Kıyasıya maç başlardı…
“Biz” yenerdik…
İtiraz ederlerdi, yeniden oynanırdı…
“Biz” yine yenerdik…

“Yurt dışından” gelmiş formaları ile yere yatıp ağlarlardı!
3 gol de avans verirdik.
Maç yeniden başlardı.

“Biz” yine yenerdik!
Herkesin korktuğu adam
Mahallede bir de Aziz Yarbay vardı…
Geceleri nöbet tutar, gündüzleri uyurdu. Sert adamdı!
Herkes ondan korkar, biz korkmazdık!
Bir keresinde soyunduğumuz yeri basmıştı!
“Ağlama” seslerine kalkardı.
“Balkondan” bize kızardı…
Çocuklardan biri onundu..
Canti forması ve spor ayakkabısı vardı.
Topu kaybetti mi, yere yatar ağlardı…
Mızıkçılık yapardı!

Aziz Yarbay, aşağıya iner hakem olurdu!
Bütün düdükleri onlardan yana çalardı.
Auta giden topları gol sayar, bedavadan penaltılar verirdi.
Bizim goller sayılmazdı.
“Biz” ancak, o zaman yenilirdik!
Arada bi’kızar, takımı dağıtır, yerine mahallenin yeni zengin çocuklarını alırdı.
‘Balkondan’ bağırarak karışmazsa, “Atletliler” yine yenerdi…
Ah, Aziz Yarbay…
Hep kendi
çocuklarını tutan Aziz Yarbay…

Şimdi ne yapıyordur acep?
Bu yazının “baba” fikri şudur:
Önemli olan “Yurt dışından getirilmiş yeni formalar, şortlar, konçlar,kramponlar” değil. Takım olabilmektir. Kayrılmadan, iltimas görmedenhakkıyla, şerefiyle…
Toplama takımın sonu, “zordur” birader.
Son transferler bana, çocukluğumu böyle anımsattı…

Bu şiir de benden size armağan olsun:
“Geliyor bu değirmenin suyu bir yerlerden!
Eurolar “dağılıyor” milyon milyon…
İsviçre üzerinden, Avrupa’dan

‘Kesintili’ gelen ah o paralar…”!
Uysa da yazdım uymasa da..
Ne futbol ama…

Orhan Can – Cumhuriyet Gazetesi

13 Temmuz 2015
www.cumhuriyet.com.tr

Cumhuriyet Gazetesi’ndeki Yazının linki: 

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/320579/Yarbay_Aziz_Bey.html