Halikarnas Balıkçısı Sedat Simavi’nin gazetesinde İngilizleri atlatıp işbirlikçi Ali Kemal’i tuvalette çizerek Mustafa Kemal’e selam gönderir

Cumhuriyet tarihine meraklı olanlar Ali Kemal adını iyi bilir.
Kurtuluş Savaşı sürerken, İstanbul’da saray ve İngiliz uşaklığında kalem oynatan isimlerin başındadır.
Mustafa Kemal için idam ister, Kuvayı Milliyecileri aşağılar, hakaretler savurur:
“Hükümet önce Anadolu’nun henüz işgale uğramamış yerlerini Mustafa Kemallerden; o ipsiz sapsız, akılsız, fikirsiz zorbalardan, canilerden temizlemelidir” diye yazılar yazar.
Hem saray hem işgal kuvvetlerince korunduğundan Ali Kemal’e yan gözle bakılamamaktadır.
Aynı tarihlerde, aynı şehirde, Sedat Simavi’nin Diken gazetesinde karikatürler çizen biri vardır, henüz büyük bir yazar olarak anılmamaktadır.
Halikarnas Balıkçısı…
Balıkçı’ya göre Anadolu hareketi “Büyük Hayır!”dır. Yüreği onlarla çarpar, Ali Kemal’in yazılarından fena halde rahatsızdır.
Bir şey yapmalıdır…
Diken’in ön sayfasında Ali Kemal aleyhine bir karikatür çizmeye karar verir, fikrini Simavi’ye açar, Simavi korkar, işgal kuvvetleri sansürünü geçemeyeceğini, geçse bile tutuklanacağını söyler.
Yine de, “bütün sorumluluğu üzerine alıyorsan bas” der.
Balıkçı’nın aklında kaba bir karikatür vardır, Ankara’ya pislik atan Ali Kemal’i, “Hücrei Mesaisinden” diye bir oturak içinde çizer. Oturağın kenarından yalnız Ali Kemal’in başı görünmektedir.
Hikâyenin bundan sonrasını Balıkçı anlatıyor:
“Her basacağımız karikatürün ilk önce taslağını bir kağıda çizip işgal kuvvetlerinin sansürüne gönderirdik. Sansür, resmi inceler ve basılmasına izin verdiğine dair, resmin üzerine damgasını basardı.
Benim yapacağım karikatürün basılmasına izin vermeyeceğini biliyordum.
Kağıdın üzerine sonradan lastikle silinebilecek, suya sabuna dokunmaz bir resim yaptım.
Sansür izin damgasını bastı.
Damga, çıkmaz mürekkepliydi.
Ben çizmiş olduğum resmi lastikle tamamen sildim, ondan sonra asıl bastıracağım karikatürü yaptım.
Baskıya verdim.
Gazete günü gelince satışa çıkarıldı.
Kıyamet koptu. Sansür kurulu ve işgal polisleri idarehaneye geldiler:
“Bunu siz mi bastınız?”
“Evet!”
“Bu resmi kim yaptı?”
“Ben yaptım.”
“Böyle bir resmi basmanıza kim izin verdi?”
“Sansür!”
“Gösterin sansürün iznini!”
Çekmeceyi çektim, güzelim resmi önlerine serdim, bir tarafında da sansürün izin damgası at nalı gibi oturtulmuştu..”
İşgal polisi ve sansür kurulu ne yapacağını bilemez, tutuklayıp tutuklamamak arasında kalırlar; bu karikatür sansürden nasıl geçmiştir, nasıl izin alabilmiştir?
Sonunda bağırıp çağırıp giderler. Balıkçı’nın numarasını sezerler ama ispat edemezler.
O günden sonra işgal İstanbul’unda basın için yeni bir kural gelir: Bundan böyle sansüre gönderilecek bütün resimler iki nüsha ve çıkmaz mürekkeple hazırlanacak, bir nüshası sansür heyetinde kalacaktır.
Geçmiş olsun!
Balıkçı yapacağını yapmış, hem Ali Kemal’in dokunulmazlık zırhını delmiş hem Anadolu’ya, o “Büyük Hayır”a bir “Merhaba” göndermiştir…

Taylan Özbay