Çiftlik Bank meselesine bir başka bakış açısı da Sadık Güleç’ten..

Şu Çiftlik Bank meselesi çıktığından beri sosyal medyada yazılanları abartılı bulmaya başladım.
Sayfayı her açtığımda bir kaç kişinin kandırılan kişilerin zeka düzeyine ilişkin aşağılayıcı yorumları ile karşılaşıyorum.
İş artık “bizim ne kadar akıllı, diğerlerinin ne kadar aptal olduğuna” kadar vardı.
Neden belli dönemlerde böyle kitlesel dolandırıcılıklar olur ayrı bir tartışmanın konusu.
Dileyenler Gazede Duvar’da Hakkı Özdal’ın bu konuyu incelediği son yazısına bakabilirler.
Beni rahatsız eden dombilinin imam hatipliğinden girip o sahte açılışta yapılan Türk sağının klasik hamaset yüklü temalarının işlendiği konuşmalarından çıkıp meseleyi bir “zeka” sorunu olarak gören paylaşımlar.
Hep bizim toplumda hafıza sorunu olduğundan söz ederiz.
Biraz doğrudur ama galiba hepimiz için geçerlidir.
Bilmem Selçuk Parsadan’ı hatırlar mısınız. Sülün Osman’dan sonra en büyük dolandırıcı sayılır ama bence onu fersah fersah geçmiştir.
Çünkü Selçuk Parsadan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını dolandırmıştır.
Tansu Çİler’i bir defa hafızam yanıltmıyorsa eski genel kurmay başkanı olarak arayıp örtülü ödenekten o zamanın parasıyla bir milyon lira almıştır.
Hızını alamamış bir defada Fethullah Gülen olarak aramış yine dolandırmıştır. Kendisi ile roportaj yapan gazeteciye iki defa dolandırdığını anlatınca gazeteci arkadaş “Aman birini anlat iki defa dolandırdığına kimse inanmaz” dedi.
Peki bu işi nasıl yapıyordu Selçuk Parsadan.
Kendi ifadesi ile “Ben hiç albay olmadım hep general oldum” diyerek.
Parsadan gerçekte sivillerin değil askerlerin iktidar olduğu o yıllarda kendini paşa olarak tanıtıp Atatürk için kurduğu bir vakfa yada çıkardığı Atatürkçülük hakkında dandik bir kitaba sponsor olmaları için sosyal demokrat olanından sağcısına bütün belediye başkanlarını, iş adamlarını, şirketleri arayarak büyük paralar toplamıştır.
Bu iş için bir bürosu bile vardır..
Yani öyle Çiftlik Bank’ın dombilisi gibi yoksulları da değil bayağı eğitimli, zengin insanlar hedefindeydi.
Bu işi de neredeyse ailece Cumhuriyet tarihi boyunca yapmışlardı.
Çünkü Parsadan bu işi babasından devralmıştı.
O zamanlar geçer akçe Atatürkçü olmaktı.
Eğer birilerinin ne kadar aptal olduğuna ilişkin neredeyse ırkçılığa varan yorumlar yapacaksak, bence Parsadan’ı bir hatırlayalım.
Bakın bugünlerde Mustafa Sarıgül tekrar Şişli’ye aday.
Şişli’nin gökdelen yapılmamış tek metrekaresi kalmadı. Bu işleri nasıl yaptığını da sağır sultan biliyor.
Sağcı siyasetçilere oy verenlerin zekası ile alay edenler dönüp Sarıgül’ün yıllardır nasıl umut olduğunu açıklasınlar. Ya da kendi zekalarına bir dönüp baksınlar.

Sadık Güleç

NOT: Yazının son bölümünü usta gazeteci Genco Sabancı’dan itiraz geldi.
Genco Sabancı şöyle dedi:
Tek itirazım şu; Sarıgül gökdelenlere izin mevzuu.
Gökdelenler hangi ilçede olursa olsun yetkisi İBB dir.
Ruhsatı da onayı da, yapılmasına da İBB karar verir.
Yani iş daha büyüktür!…

İlçe belediyeleri 1/1000 ilk plan yapabilir. O bu da İBB onaylarsa.
1/5000 ilk 10.000 Binlik planlar ki gökdelenler bu planlara girer İBB karar verir.
Zaten 1/100.000 Binlik Kent planıdır.

Bu yazıya ikinci bir NOT’ta yine bir başka ünlü gazeteciden geldi. Alptekin Aydoğan’nın Not’u şöyle oldu:

Kalemine sağlık kardeşimizin. Ama bir itiraz da benden olsun.
Gerek Sülün osman gerek se selçuk parsadan bireysel dolandicilikta üstad dirlar. Onlar tek kişi ya da kurban üzerine çalışırlar ve bir nevi hipnoz diyebilecegimiz anlık bir zafiyeti kullanarak bu işi yaparlar. Onların yaptığı icraat ta bir bilemedin 2 gün sonra açığa çıkar..

Kombassan, Yimpaş, denizfeneri, jet pa, ciftlikbank
Bunlar kitle hipnozu gerektirir ve organize bir suçtur.

Alptekin’
Alptekin 2