“Bir Devrim öğretmeni olarak Ceyhun Atuf Kansu ve Devriminden vazgeçen Atatürkçülük”

BİR DEVRİM ÖĞRETMENİ OLARAK CEYHUN ATUF KANSU
VE DEVRİMİNDEN VAZGEÇEN ATATÜRKÇÜLÜK

Vedat Günyol, “Oysa Atatürkçülük ateşini diri tutmanın tek yolu, devrim ilkelerinin ilerisinde, onların ruhuna uygun yeni ateşler yakmaktır” der.

Bir cümleyle bir ideolojik temel yaratabilecek bu güzel sözde altı çizilecek en önemli iki nokta:

“Devrim ilkelerinin ilerisinde”

“Onların ruhuna uygun” kısımları olsa gerek.

Devrimcinin asla düşmemesi gereken ikilem ‘devrimi korumak’ ve ‘devrimi ileri taşımak’noktasındadır çünkü. Bugünün Atatürkçülerinin en temel yanılgısı da buradan başlar. Karşıdevrim saldırısı altındaki bir devrime dair kavgada, o devrimi ileri taşımak hedefinden uzaklaşıp, korumakla yetinme hattına çekilmek, bir anlamda yenilginin de kabulüdür.

Bu yenilgi kabulünden en son haberdar olacaklar da, devrimi koruduğunu zannedenler olacaktır ne yazık ki.

Bu bir bilinç eksikliğidir ve bilinç eksikliği Atatürk devriminin izleyicilerinin, Atatürk devrimine edebilecekleri en büyük hıyanettir.

Bir devrimi yaşatmanın tek yolu, o devrimi, devrimin ruhuna uygun adımlarla aşmak, ileri taşımaktır.

Bugünün Atatürkçülüğünün unuttuğu nokta budur.

Bu unutuştaki en büyük kabahat de, Atatürkçülüğü, ‘Atatürk savunusu’ ve ‘Kuruluş dönemi güzellemesi’ ile sınırlayan Atatürkçülük üzerine yazan, ekranlarda boy gösteren popüler figürlerdedir. Bu figürlerin bir diğer büyük kabahati, Atatürk’ün devrimci, ilerici, çağdaş, laik kimliğini günümüz muhafazakâr toplum şartlarında kesip-biçip toplumsal ve muhafazakâr değerlere uygun hale getirmeyi; ‘muhafazakâr topluma, Atatürk’ü hoş göstermeye çabalamayı’ Atatürkçülük sanmalarıdır.

Atatürk’ü muhafazakârlıkta, gericilikte toplumla eşitlemek, böylece toplumun Atatürk’ü daha çok seveceğine inanmak, kendisine Atatürkçü diyenlerin, Atatürkçülüğe edebilecekleri bir başka büyük hıyanettir.

Bugün ne acı ki bunları tartışıyoruz. Atatürkçülüğü yüceltmek için, önce ortalıkta Atatürkçülük adına boy gösterenlerin devrime ‘içeriden’ verdikleri zararı onarmaya çabalıyoruz. Atatürkçülük ne demekti, bunu önce Atatürkçülere hatırlatmaya gayret ediyoruz.

Çünkü bu toplumun devrim öğretmeni yazarları, aydınları; Cumhuriyet devriminin büyük düşünürleri, bilgeleri, şahitleri ve anlatıcıları bugün aramızda değil. Ve onlardan dolan boşluk, doldurulamadı, doldurulamıyor…

Bugün büyük ozan Ceyhun Atuf Kansu’nun doğum günü.

Her alanda verdiği ürünleriyle Cumhuriyet Türkiye’sinin en büyük bilgelerinden biri Ceyhun Atuf Kansu. Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Cumhuriyet üzerine yazdıkları ise bu toprağın en önemli, en yetkin devrim öğretmenlerinden biri olduğunu da gösterir adeta.

Ceyhun Atuf Kansu, gerçek bir Atatürk devrimcisidir. Bugün ortalıkta Atatürkçülük adına konuşanlarla uzaktan yakından ilgisi yoktur; Cumhuriyet devrimini, o devrimin ideallerini, amaçlarını ruhunun derinliklerine dek sindirmiştir, aslolanın devrimi ileri taşımak olduğunu, temel vazifenin bu olduğunu hiç unutmamıştır.

Bu yüzden, kendisine Atatürkçü diyen her bir birey, Atatürkçülük üzerine doğru okuma yapmak isteyen her yurttaş dönüp dönüp okumalıdır Kansu’nun hem doğru bilgi hem yetkin bir dille kaleme aldığı kitaplarını.

Bilmek ve anlatabilmek iyi ayrı alan çünkü. Ceyhun Atuf Kansu, hem bilip hem en güzel şekilde bildiğini halkına anlatabilenlerden.

Kansu’ya göre, Cumhuriyet devrimi, bir ‘Yurttaşlar devrimi’dir. Yurttaşlar devriminin amacını şöyle anlatır:

“Atatürk, insanla toplum arasındaki ilişkiyi insanca, insanla insan arasındaki ilişkiyi kardeşçe, insanla devlet arasındaki ilişkiyi yurttaşça ve insanla din arasındaki ilişkiyi tertemiz Tanrı inancıyla, kimsenin karışamayacağı gönül özgürlüğüyle düzenlemek istemiştir. Atatürk’ün sözlüğünde, toplumdaki insanın adı vatandaştır.”

Mustafa Kemal’in öncülüğündeki ulusal devrime dair şöyle yazar:

“Bir kurtuluş savaşı vererek, emperyalizmi ve emperyalizme yataklık eden eski düzeni yenip, yerine, halk yönetimine, her alanda tam bağımsızlığa dayalı, dönüşümlere açık devrimlere, ‘Ulusal Devrim’ adı verilir ki, devrimci Atatürk’ün başardığı, geliştirdiği devrim böyle bir devrimdir. Bu devrim, ulusun, halkın tam egemenliği gerçekleşene; yurdun, ulusun tam bağımsızlığı her alanda ekonomide, eğitimde… her yerde, her şeyde, bir daha verilmemek üzere kazanılıncaya değin sürer ki, Mustafa Kemal Atatürk, onun için germiştir o güzelim çağdaş uygarlık yayını ve onun için atmıştır, ulusal bağımsızlık gücüyle devrimcilik okunu ileriye, ilerilere, sonsuza ve bağımsızlık dağının doruğuna, halk yönetiminin çimen çiçek yaylasına. Atatürk’ün devrimi ya da Türk devrimi, Türk toplumunda eski, yoz hiçbir şey kalmayana, ulus tam bağımsız olana, halk tam özgür ve mutlu olana değin sürer. Atatürk, devrim okunu, halk güneşe gitsin diye atmıştır.”

Ceyhun Atuf Kansu’nun, devrimi ve devrimin amacını en doğru ve güzel şekilde anlatan kalemi, devrimin ilkelerini kuru laflarla değil, derinlemesine gözlem ve tespitlerle değerlendirmiştir; o devrimin iyi yanlarına iyi derken, eksik yanlarını görmekten de geri durmamıştır hiçbir zaman.

Atatürkçünün, devrimcinin temel görevi de budur zaten.

Birkaç örnek verelim:

Ceyhun Atuf Kansu, laikliği incelerken, Türkiye’de asıl olan bitene odaklanır ve temel sorunun altını kalınca çizer.

“Laikliğe karşı gerici direniş ve savaşın kökünü, toplumun temel yapısında aramak gerekir.”der ve şöyle devam eder:

“Ne zamanki halktan ayrı ve yaşaması halkın sömürülmesine bağlı bir yönetici egemen sınıflar doğuyor, halkla yönetici sınıflar arasında ekonomik açıklıklar ortaya çıkıyor, o zaman yönetici sınıf yanına yobazlığı, softalığı, dinsel baskıyı alıyor. Halkın geri kaldığı ve bu geriliğin belli bir sınıfa çıkar sağladığı, geri ekonomik-toplumsal bir düzende, çıkarları bu düzenin sürdürülmesine bağlı yönetici sınıflar(…) dinsel kavramlar, dinsel hayatı bir araç olarak, bir baskı ve düzen aracı olarak kullanıyorlar.”

Aydınlanmanın anahtarı olan laikliğin, salt bir çağdaşlaşma mücadelesi olmayıp, sınıfsal mücadeledeki yeri nedeniyle de hayati öneme sahip olduğunu hatırlatan Kansu dini kullanan ve dinin gölgesine saklanıp toplumsal sömürü çarklarını kendilerinden yana döndüren egemen sınıflara dikkati çeker.

Ceyhun Atuf Kansu, Atatürkçülüğün halkçılık ilkesinin Kurtuluş Savaşı gerçekliğinden geldiğini savunur. Laiklik de Cumhuriyetçilik de Devrimcilik de Ulusçuluk da Devletçilik de nihayetinde Halkçılık gerçekliğiyle şekillenir. Örneğin ulusçuluğu incelediği yazısında şunları kaleme alır Kansu:

“Türk ulusçuluğunun yöneldiği temel: Türk halkıdır. Bir üstyapı ulusçuluğu, bir saray ulusçuluğu, bir ırk ulusçuluğu, bir sömürme ulusçuluğu değil, bir halk ulusçuluğudur. Türk ulusçuluğunun köklerinde ve onun en yakın tarihsel uyanışında, yani Kurtuluş Savaşı’nda halkçı özü görüyoruz. Ulusçuluk halkçılıkla birleşiyor. Halkçılık, Türk ulusçuluğunun, Kurtuluş Savaşımızda denenmiş, pişmiş tarihsel ilkesidir.”

Bunları yazan Ceyhun Atuf Kansu en önemli eleştirilerini ise ‘Halkçılık’ ilkesinin evrimine yöneltir. Kansu’ya göre Kurtuluş Savaşı’nın özünden, halkçılık ilkesiyle hedeflenen ‘Sınıfsızlık’ ideali tabana dek özümsetilemediği için uzaklaşılmıştır. Ve mevcut sınıflı toplumsal yapı içerisinde artık halkçılığı savunmak demek, halkçılıkla açıkça ‘yoksul halkın çıkarları’ savunulmuyorsa Kurtuluş Savaşı gerçekliğiyle çelişmek demektir.

Şöyle yazar:

“Yola, gerçekçi sağlam bir gözlemden çıkan, kendi ana halk kaynağını bulan devrim, sonra bu yolunu yitirir, bir ‘sınıfsızlık’ düşüyle karmaşık bir halk kavramına saplanır. ‘Sınıfsızlık’ iyi ya, bu karmaşık halk kavramıyla, Anadolu taşra orta sınıfı ve devrimin aydın orta sınıfı bu ‘sınıfsızık’ oyunundan gelişirler ve gerçek çoğunluğun üzerine siyasal-ekonomik bir egemenlik kurarlar, ‘Hiçbir şeye, hiçbir aileye, hiçbir sınıfa ayrıcalık tanımayan’ halkçı devrim, tabanına yerleşemeyince bireyler de, aileler de, sınıflar da ayrıcalaşırlar. ‘Sınıfsız’ devrim, gün gelir, belli bir taşra orta sınıfının, bir aydınlar sınıfının devrimi olup çıkar. Halkçılık ilkesinin iki temeli vardır. Ulusal bağımsızlık, sınıfsızlık. Devrim tabana inerek, tabana dayanarak ‘nimetlerde külfetlerde’ bir eşitlik yaratmış olabilseydi, elbette, halkçılığın bu temeli ‘sınıfsızlık’ devrimci bir anlam yüklenecekti. Ama öyle olmamıştır. Ana kaynak, yani yoksulluğun kaynağı köylü gene yoksul olarak kalmıştır. ‘Sınıfsızlık’ ülküsünün türettiği bir ‘yapma devrim orta sınıfı’ bu yoksulluk temeli üzerinde yükselmiştir. Halkçılığın birinci temeli ulusal bağımsızlık da bu yüzden sarsılmıştır. Bakın nasıl? ‘Sınıfsız orta sınıf’, ana halk kaynağından kopunca, çıkarlarına Batı anamalına bağlamıştır. Türkiye’nin, on on beş yıllık öyküsü bu yozlaşmış ‘çıkar sınıfları’nın Batı anamalıyla giriştiği anlaşmaların, oyunların öyküsüdür.”

Kansu için soru ve yanıtı açık ve nettir:

“Halk yönetimi hangi halka dayanıyor?(…) Yoksul halka mı? Yoksa sınıfsızlığın gölgesinde boy atmış çıkarlar oligarşisine mi? Halkçılık ilkesi, yoksul halkın ilkesidir. Kurtuluş Savaşı’nın ve devrimin öğretisi budur.”

Kalemiyle bir devrim öğretmeni olan Ceyhun Atuf Kansu, devrimin o ilk adımlardaki gerçek ideallerini savunmaktan ve anımsatmaktan bir an olsun vazgeçmezken; yurttaşlara düşen en önemli görevin devrimle açılan yoldan yürüyüp, ileri adımlamak olduğunun da altını her zaman kalınca çizmiştir. Gerçek Atatürkçülüğün hedefini onun şu satırlarından daha iyi, daha öz şekilde anlatabilmek, bilmiyorum mümkün müdür?

“Yiğit ölmeyilen adı kalır ki, Atatürk ölmeyilen de muradı kalmıştır. Öyle ise, o ne yapmak istemiştir, halkını hangi dağın başına, ulusunu hangi çağın başına ulaştırmak istemiştir? Şimdi, gün bugündür, onu anmak demek yiğitliğine yanmak değil, açtığı çığırın ardından iz sürüp bir dağ yoluna dayanmak demektir.”

Bugün, gericilik, piyasacılık, sömürü, cehalet… yani Cumhuriyet devriminin reddettiği ne varsa, örgütlü bir şekilde devrime ve devrimin kazanımlarına saldırırken ihtiyaç duyduğumuz, nostaljik güzellemelerle bizi bugünün gerçekliğinden koparıp rüyalara yatıracak popülist söylemler değil; Ceyhun Atuf Kansu gibi, devrimin aydınlarının gerçekçi, sorumlu ve bilinçle ortaya koyduğu tespitleridir.

Atatürkçülere düşen geçmişin hayaline sarılmak değil; Cumhuriyeti emin adımlarla yarına taşıyacak devrimci düşünceleri üretmektir.

Devrim ilkelerini korumakla yetinmek değil, devrim ilkelerini korurken onları aşmayı hedeflemektir.

Bugün Ceyhun Atuf Kansu’nun doğum günü.

İyi ki bu topraklarda doğdu, iyi ki bu topraklarda, bu toprakları yazdı.

Bugün, Cumhuriyetten vazgeçmeyen, Cumhuriyet devrimini Atatürk’ün halkçı idealleri doğrultusunda ileri taşımak isteyen sorumlu ve bilinçli Atatürkçüler için en büyük devrim öğretmenlerinden biri Ceyhun Atuf Kansu’dur hâlâ…

Farkındasınız değil mi?..

Taylan Özbay

Kaynak: telgrafhane.org

http://www.telgrafhane.org/bir-devrim-ogretmeni-olarak-cey…/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here