Arabasına erik çekirdeği attı diye çocuğu öldüresiye döven aşağılık adam.. Hilmi Alişanoğlu: Ula elli sene öncesinin Karadenizlisi kadar olamadın, ufacık çocuğa kıydın

Arabasına erik çekirdeği attı diye bacak kadar çocuğu öldüresiye döven aşağılık adam, nasıl vicdandır sendeki?

On yaşındayken amcam üç tekerlekli bisiklet almıştı bana. Bir gün Mehmet, Yılmaz ve ben Rize-Trabzon karayolunda dönüşümlü olarak biniyorduk. Sıra Mehmet’teydi, Yılmaz da arkasından itiyordu. O anda bir otomobilin geçeceği tuttu. O yıllarda Karadeniz şoselerinden otomobil yarım saatte bir filan geçerdi. Yol daha çok top sahası ve çocukların oyun alanı olarak kullanılırdı.

Otomobili görünce sinirlendim haliyle. Elimde küçücük bir kalem vardı, fırlattım. O kalem de arabanın açık camından girdi, küt diye sürücünün kafasına çarptı. Bendeki isabet yeteneğine bakar mısınız?!

Bereket kaza filan olmadı, araba zınk diye durdu. Yılmaz’la ben yoldan aşağı attık kendimizi, sürücünün hışmından kurtulduk. Hani peşimizden koşacak olsa, atacaktık kendimizi denize, Rusya’ya kadar yüzecektik. Yetişebilirse yetişsin… Ha, o yıllarda otoyolla deniz arasında kumsal vardı Karadeniz’de, şimdi otoyol yer yer denizin ortasından gidiyor.

Biz kurtulduk ama Mehmet ve amca yadigârı bisikletim rehin kaldı. Mehmet kimin umurunda! Gitti canım bisiklet.

Sindiğimiz yerde bir süre bekledik. Birkaç dakika sonra Mehmet yanımızdaydı. Bisiklet de elindeydi. Sürücü biraz nasihatte bulunmuş, sonra da gazlayıp gitmiş. Ne dayak ne de küfür ve hakaret!

Ula elli sene öncesinin Karadenizlisi kadar olamadınız, ufacık çocuğa kıydınız. Tüh kalıbınıza! Gücünüz çocuğa yetiyor, değil mi?

Hilmi Alişanoğlu