Tabuları yıkan kadın gazeteci: Şadan abla…

Tabuları yıkan kadın gazeteci:
Şadan abla !..
Meşrutiyetten bu yana basın tarihine bakılacak olursa, Babıali yokuşunu tırmananların çoğunluğu, erkek egemen bir topluluktu.
Havaya yayılan mürekkep kokusunu soluyan, baskı makinalarının gürültüsünü özümseyen, giyotinlerin kestiği kağıt tomarlarını sırtlarında taşıyarak matbaadan matbaaya koşuşturan hamalları isimleri ile tanıyan, yokuş yukarı, yokuş aşağı selamlaşma ve sohbetleri erkek-erkeğe yapanlar, Babıali’deki gazetecilerin günlük klasik yaşam görüntüleri idi.
Gazetelerin kapıları da nedense hep erkek basın mensuplarına açıktı.
Yayın direktörlerinden tutunda, yazı işleri müdürleri, gazeteyi hazırlayan sayfa sekreterleri, haber müdürleri, yazarlar, istihbarat şefleri, foto muhabirlerine kadar, akla gelebilecek tüm gazete çalışanları, gazeteciliğin erkeklere özgü bir meslek olduğuna işaret ediyordu.
Hal böyle olunca da, röportajlarda, haberlerde, çekilen fotoğraflardaki imzalarda, hep erkek isimleri yer alıyordu.

Ancak 1950’li yılların ortalarından itibaren basının kalbinin attığı bu mekanda, bir değişim yaşandığı dikkatlerden kaçmadı.
Artık Babıali’nin yokuş yukarı yolunda ‘’Topuk tıkırtıları’’ duyulmaya başlanmıştı. Basındaki erkek egemen topluluğu, bu değişime dudak büküyor, topuk tıkırtılarını duymamazlıktan geliyordu..
Buna rağmen gazeteci olmak isteyen hanımlar, nefes nefese de kalsalar, Babıali yokuşunu tırmanmaya devam ediyordu.
İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünün açılması da, mezun olan hanımların gazeteciliğe yönelmesine yol açmıştı.
Mesleğe giriş tarihlerine göre,
Vasfiye Özkoçak (1952),
Leyla Umar (1955),
Azize Bergin (1960),
Nilüfer Yalçın (1963),
Şadan Galipoğlu (1965),
Şükran Soner (1966),
Zeynep Oral (1967),
Babıali’de topuk tıkrtatan ilk kadınlardı.
Atilla İlhan’ın bir şiirinde “İnadım nagant gibi koltuğumun altında’’ mısrasındaki ortaya koyduğu inat, kadınların gazetelerde eşitlik terazisini sağlama inadına benziyordu.
Ünlü şairin ‘’Nagant’’ olarak nitelediği koltuğunun altında taşıdığı, bir toplu tabanca çeşidi idi.
Örneğin Vasfiye Özkoçak aynı inatla Cumhuriyet gazetesine girmesi, hayli zor olmuştu.
Ama başardı da.
Çünkü o da inat edenlerdendi.
Gazetenin istihbarat şefi Vahap Bey ilk iş gününde onu peşine takıp servisteki çalışanlar ile tanıştırırken, ‘’Arkadaşlar bakın bu güzel kız buraya koca bulmaya geldi. Bulunca da gidecek’’ diye hoş olmayan bir tanıtım yaparken, aslında mesaisini paylaşacağı bir kadına karşı hoşnutsuzluğunu ima ediyordu.
Ama Vasfiye Özkoçak gazeteye ne koca bulmaya gelmişti, ne de yaşamı boyunca evlenmişti.
Babıali’nin ilk kadın adliye muhabiri olarak ünlendi, meslektaşlarının da ‘’Vasfiye ablası’’ oldu.

1970’li yılların ikinci yarısına kadar, basın sektöründe topuk tıkırdatan kadınların sayısı giderek arttı.
Çalıştıkları alanlar, magazin, çocuk, eğitim ve sağlık ile sınırlı kaldı.
Ancak aralarından pek azı, servis müdürü, köşe yazarı, yönetici kadrolarda sivrilip çıkabildi. Günümüzde basındaki erkek ağırlıklı gazetecilerin varlığını, Türkiye İstatistik Kurumu da (TÜİK) ortaya koydu.
TUİK’in 2013 Yazılı Medya İstatistikleri ile açıkladığı verilerde, Kasım 2013 itibariyle yazılı medyanın yayın, basım ve dağıtım bölümlerinde toplam çalışan sayısı 66 bin 374 olarak açıklandı..
Bunun 46 bin 54’ü ile yüzde 69.3’ü erkeklerden meydana geliyor.
Yazılı medyada çalışan toplam kadın sayısı ise 20 bin 320. Ayrıca TÜİK’in tespitleri içinde yazılı basında sarı basın kartı taşıyanların yüzde. 78.22’si erkek olarak açıklanıyor.

Hürriyet’in Şadan ablası

Babıali’nin ‘’Vasfiye ablası’’ gibi, Hürriyet Gazetesinin de ‘’Şadan ablası’’ vardı.
Alçak gönüllü, yardım sever, dostlarına, arkadaşlarına vefalı, insan ilişkilerinde son derece nazik ve dikkatli bir karakter yapısında idi.
19 Ocak 1943 yılında Yugoslavya’nın Üsküp şehrinde doğan Şadan Yolaşan’ın (Galipoğlu) ailesi, 1956 yılında İstanbul’a gelip yerleşti.
İlkokulu Üsküp’te okuduktan sonra orta eğitimini İstanbul’da tamamlayan Yolaşan, girdiği İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünden mezun oldu.
Şadan Yolaşan, uygun fiziği ile üniversitenin basketbol takımının da oyuncularındandı.
Onu basketbola inşaat mühendisi eniştesi, Sadi Gülçelik teşvik etti.
19 Ağustos 1980’de bir uçak kazasında hayatını kaybeden Gülçelik, Sarıyer’de kendi adı ile bir spor kompleksi kurmuştu.
Yolaşan’ın akrabalarından biri de, teyzesinin oğlu Şarık Tara idi. Gülçelik ile Tara, 1957 yılında enişte ve kayınbirader kelimelerinin ilk iki harflerini oluşturan ENKA şirketini kurmuşlardı.

Bir görev insanı
Şadan Yolaşan Gazetecilik Enstitüsünden mezun olduktan sonra1965 yılında Hürriyet gazetesinde çalışmaya başladı.
Genel Yayın Yönetmeni Necati Zincirkıran ve yazı işlerinin sekreteri olarak görevlendirildi.
Bu arada basketbola olan ilgisi ve bilgisi nedeni ile gazetede basketbola ilişkin yazılar yazıyordu.
Böylece Yolaşan,1960 ve sonraki yıllarda kadınlar için hiç düşünülmeyen spor alanının ilk kadın yazarı oldu.
Yolaşan’a gazetede ikinci bir görev daha verildi.
Gazetenin 2.’nci sayfasında yayınlanmaya başlayan ‘’Şehir Haberleri’’ köşesini hazırladı. Onun için yeni görevlendirmeler bitmiyordu.
1973 yılında Hürriyet’in magazin eki Kelebek gazetesinin önce istihbarat şefi, daha sonra haber müdürü, 1975 yılında da yazı işleri müdürü sorumlusu oldu.
1978 yılında, TRT yöneticilerinden, aynı zamanda TRT’nin ünlü sunucusu Mustafa Yolaşan ile hayatını birleştiren Şadan Yolaşan’ın nikah şahitliğini, Nezih Demirkent yaptı.
1984 yılında Güneş gazetesine transfer olan, 10 ay sonra tekrar Hürriyet Gazetesine dönen Yolaşan, Kelebek Gazetesinde Yazı İşleri sorumluluğuna devam etti.
1988 onun için yeni bir görev değişikliğinin yapıldığı yıldı.
Bu defa Hürriyetin Halkla İlişkiler Müdürlüğüne getirildi.
Gazetenin 40.’ncı yıl kutlamaları onun sorumluluğunda yapıldı.
Şadan hanımın gazetede danıştığı, fikir alış-verişinde bulunduğu en yakın dostlarından biri Tahsin Öztin idi.
Öztin,!948’de Sedat Simavi ile Hürriyet’in hazırlanması ve yayımlanmasında birlikte çalışmış, gazetenin logosunu çizmiş, oğulları Haldun ve Erol Simavi’ye de miras olarak bırakılmıştı.
Gazetede öğlen yemeklerinde kafeteryaya birlikte çıkan Ecvet Güresin, Gündüz Kılıç, Eşfak Aytaç, Tahsin Öztin’den oluşan ekibin içinde, Şadan Yolaşan da vardı.Hürriyet Gazetesinin en büyük etkinliklerinden biri olan Altın Kelebek ödül törenlerini başlatan ve hazırlığını yapan, ayrıca Antalya’da Aspendos konserlerini düzenleyen Şadan Yolaşan, 1985 yılında emekli oldu.
Ancak çalışma hayatına devam etti ve 1993 yılının Haziran ayında Hürriyet’ten ayrıldı.
1994 yılının Ocak ayında ise, Milliyette Halkla İlişkiler ve organizasyon Müdürlüğüne getirildi.
Bu süreçte gazetenin “Yılın Sporcusu’’ ve Abdi İpekçi Barış ödülleri etkinliklerine imza attı. Milliyette çalışırken 2000 yılında Hürriyet’in Milenyum Altın Kelebek onur ödülünü aldı. 2010 yılına kadar Milliyet Gazetesinde çalıştı.

İki unutulmaz anı

Yorucu ve heyecan dolu gazetecilik yaşamı içinde Şadan Yolaşan, Antalya’da Hürriyet Gazetesinin düzenlediği Aspendos konserinde, üstlendiği sorumluluk nedeni ile bir arada yaşadığı panik ve sevinci şöyle anlattı.:
“Benim çalışma hayatımda önce paniğe kapıldığım, daha sonra mutlu olduğum olay, aynı gün gerçekleşti. Aspendos konserini eşim Mustafa Yolaşan ve Gazetecilik Enstitüsünden sınıf arkadaşım Uğur Dündar birlikte sunacaklardı.
Gece düzenlenen Aspendos konserini hazırlıklarını görmek için gündüz saatlerinde Aspendos’a uğradım.
Ortalıkta kimse yoktu.
Panik içinde otele döndüm.
Erol Beye mahcup olacağım diye çok üzülüyordum.
Çünkü konser benim fikrim ve teklifim idi.
O günün gecesi Aspendos’a giderken hala üzerimdeki Panik havası dağılmamıştı. Ama Aspendos’ta gördüklerimle adeta havalara uçtum.
Dağ-taş araba ile dolmuş, o muazzam tarihi tiyatroda bir tek boş yer kalmamıştı. Bu bir gazetenin Aspendos’ta yaptığı, en görkemli konser olmuştu’’

9 Haziran 2017’de tedavi gördüğü hastanede 80 yaşında hayatını kaybeden Milliyet Gazetesi köşe yazarı gazeteci Doğan Heper de, Şadan Yolaşan’ın Gazetecilik Enstitüsünde sınıf arkadaşı ve yakın bir dostu idi.
Heper, Hukuk Fakültesinden sonra İstanbul Gazetecilik Enstitüsüne girerek Şadan Yolaşan ile birlikte mezun olmuştu.
Doğan Heper, 7 Aralık 2006 tarihinde Milliyet gazetesindeki köşe yazısında, Şadan Yolaşan ile ilgili bir anısını, şöyle paylaşmıştı:

“Fener Patrikhanesi kiliseler arası dostluk için Papa’nın ziyaret ettiği Patrikhane’yi yıllar önce ben de ziyaret etmiştim.
Şadan Galipoğlu ile beraberdik.
Galipoğlu, Şadan’ın kızlık soyadıydı, sonra, Yolaşan oldu.
Uzatmayalım, İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nde öğrenciydik.
Abdi Bey ödev vermişti.
Patrikhane’ye gidilip görüşülecekti.
Patrikhane yine gündemdeydi.
O günlerde de patrik yanılmıyorsam Athenagoras’tı.
Yardımcısı da Emilyanos. Emilyanos
“Türk düşmanı” diye anılırdı.
Ama bizi o, çok samimi bir şekilde misafir etti.
Konuşmamız sırasında bize ve ona bir tas su, içinde tatlı olduğunu sonradan öğrendiğim bir kap ve birer de kaşık geldi.
Ben bunları ne yapacağımı bilemezken, Yugoslavya’dan Türkiye’ye gelmiş olan Şadan’ın yaptıklarını taklit ederek mahcup olmaktan kurtuldum.
Yanılmıyorsam, o gün uzun bir konuşma yaptığımız Emilyanos, sonradan Türk vatandaşlığından çıkarıldı ve Türkiye’den kovuldu’’.

Resimler:
1- Şadan Yolaşan, (önde oturan kırmızı kazaklı), Hürriyet emekçilerinin toplantılarıma katılmaktan mutluluk duyuyor.
2- Yolaşan 2000 yılında Altın Kelebeki milenyum ödülünü aldı.
3- Yolaşan’ın Hürriyet’teki en dostlarından biri Tahsin Öztin idi.
4- Her yıl düzenlenen Kelebek ödüllerini başlatan Şadan Yolaşan idi.
5- Hürriyet’ten ayrılıp Millyette 2010 yılına kadar Halkla ilişkiler müdürlüğü yapan Yolaşan ”Yılın sporcusu” ve Abdi İpekçi ödülleri” gibi önemli organizasyonlara imza attı.

Cemil Özyıldırım

Patreon üzerinden desteğinizi bekliyoruz.