HÜSEYİN KIRCALI VE İKİ ANI.. Faik Kaptan yazdı

Hüseyin Kırcalı
HÜSEYİN KIRCALI VE İKİ ANI…
Sevgili Hüseyin Kırcalı ağabeyimizi kaybettik. Doğduğu, büyüdüğü topraklarda hayata veda etti. Allah’ın rahmeti üstünden eksik olmasın.
Gazeteciliğe başladığım 1970 yılında Dünya Gazetesinde İstihbarat Servisinde çalışan bizler, hem Muhabir, hem de Foto Muhabiri olarak görev yapardık.
İstihbarat Şefimiz Erdoğan Bazer hangi sahada görevlendirirse oraya giderdik. Buna spor da dahildi. Hafta sonları genelde İnönü Stadındaki maçlara gider fotoğraf çekerdik.
Ben futbolu sevdiğim için genelde gönüllü olurdum.
Maçlarda kale arkasında pozisyon alır özellik gol fotoğrafı çekerdik.
O dönemde İnönü Stadı, ön tarafı Boğaz ve Dolmabahçe Sarayı, arka tarafı ise Hava Gazı Depolara olan Gazhane’ydi.
TİPİ GÖZ AÇTIRMIYOR.
Ben daha çömez gazeteciyim. Usta gazetecileri yeni tanıyorum. Özellikle maçlarda Hüseyin Kırcalı, Yılmaz Canel, Şevket Uygun, Atılay Kayaoğlu, İlyas Namoğlu, Mahmut Küçük, Arif Işıldayan, Selahattin Gökhan, Yusuf Noberi, Kadir Can, Ali Alakuş gibi efsane isimlerle kale arkasında olmaktan mutlu oluyordum.
Ben de Minolta marka normal bir fotoğraf makinesi vardı. İsmini saydığım isimlerde ise genelde Nikon vardı. Yalnız sanırsam Şevket Uygun Pentaks kullanırdı.
Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum. Deniz tarafında kale arkasındayız. Kış mevsimi. Bir anda tipi başladı. Derken bu tipi fırtınaya döndü. Sahanın yarıdan ötesi görünmez oldu.
Kale arkasındaki bizler makinelerimiz donmasın diye koynumuza sokmuşuz, top gelince çıkartıyorduk. Kaleye dönük durmamız gerçekten çok zordu. Tipi Gazhane tarafından vuruyordu.
Derken bir anda Hüseyin Kırcalı’nın sesi duyuldu.
– ” Arkadaşlar nöbete girelim.’
Atılay Kayaoğlu, “Ne nöbeti Kırcalı?” dedi.
Hüseyin Kırcalı ise, ” Birimiz beş dakika süreyle kaleye dönük dursun. Ötekiler arkasını dönsün. Top kaleye yaklaştığı zaman nöbetçi arkadaş, ‘Geliyor” diye bağırsın. Böylece biraz nefes alırız” dedi.
Bu teklif bir anda kabul gördü ve en çömez de ben olduğum için ilk nöbete ben girdim.
Böylece sırayla beşer dakika nöbetle maçı bitirdik.
UZAKTAN KUMANDAYA ANAHTARLIK.
Yine önemli bir maçtayız. Kale arkasında yerimizi aldık. Bizim Hüseyin Kırcalı abimiz malum Nikon makineleriyle gelmişti.
Kırcalı yalnız makinelerinden birisini kale arkasında ağlara yakın bir yere küçük bir üç ayak sehpaya koydu. Kendisi de makinenin üç metre gerisinde taburesine oturdu.
İlk defa uzaktan kumandalı motorlu makine gördük. Hayretle bakıyorduk. O oturduğu yerden elindeki kumandayla en güzel pozları çekiyordu.
Ben şaşkınlıkla izliyordum. Atılay Kayaoğlu da oradaydı. Kırcalı’nın keyfi yerindeydi. Yalnız Atılay muzip muzip gülüyordu. Bana göz kırptı ve ” bak şimdi eğlenceye bak” dedi.
Anlamamıştım ama heyecanla seyrediyordum.
Atılay’ın elinde beş, altı anahtar bulunan bir anahtarlık vardı.
Atılay bir anda elindeki o kalabalık anahtar kümesini,şakırdatarak makineye doğru sallamaya başladı.
İlk andaç bir şey olmadı ama bu hareketi devamlı yaptıkça, makineden şırak şırak diye sesler gelmeye başladı.
Teknoloji Türk kafasına yenilmişti.
Hüseyin Kırcalı’da bir anda yerinden fırladı makinin yanına gitti. Gerçekten makine çalışmış boşu boşuna 7 kare gitmişti.
İnanamaz gözlerle Atılay’ın yanına gelen Kırcalı bu kez kendisi denedi. Evet makine zor da olsa anahtarlıkla çalışıyordu.
Atılay bir şişe rakı ve Sait’in orada kebap ziyafeti sözü üzerine muzırlık yapmaktan vaz geçti.
Bunu nasıl becerdiğini sorduğum zaman Atılay tesadüfen olduğunu söyledi ve , ” Makineye bakmak için yanına gittiğimde anahtarlık elimdeydi. Bir anda çalışınca uyandım. Bir daha salladım hakikaten çalıştı.
Hüseyin Kırcalı daha sonra olayı Japonya’da Nikon Yetkililerine bildirmiş ve bu teknolojik hatanın düzeltilmesini sağlamıştı.
Allah’ın Rahmeti Üstünden Eksik Olmasın sevgili Hüseyin Kırcalı.
Faik Kaptan
Faik Kaptan