Medyanın bugün nasıl bu hale geldiğini bilmek istiyorsanız…

Bir gazeteci kitabı daha..
Bir Ömür, Bin Haber

Sabun kadar tertemiz bir kalp, Kadir- kıymet bilen bir karakter sahibi olarak tanınan gazeteci Kadir Sabuncuoğlu, meslekte yaşadığı anılarını ‘’Dağda, taşta, karda, kışta, bir ömür bin haber’’ adını verdiği, ikinci baskısı da yapılan bir kitapta topladı.
Okunması gereken ilginç kitabını eşi Hatice’ye, Kızı Nilüfer’e, damadı Ömer Çoban’a, oğlu Barbaros’a ve torunu Azra Nil Çoban’a ithaf ederek, yaşam mutluluğunu da ortaya koydu.
Gazetecilik mesleğinde dolu-dolu yaşananların günlük notlara dönüştürülmemesini, en büyük eksiklik olarak değerlendirmek gerekiyor.
Özellikle bu konu, genç jenarasyon gazetecilerin akıllarına bile gelmiyor.
O nedenle meslek yıllarında ve emeklilik günlerinde, gazetecilikte yaşananların pek azı hatırlanabiliyor.
Geçmişte bu mesleği yapan ustalardan bazıları, yazdıkları anı kitapları ile yaşadıkları dönemleri, günümüze taşıyan köprü görevi yapsa bile, büyük çoğunluğu da duyduklarını, dinlediklerini anlatabiliyor.
Oysa gazetecilik gerçek bir yaşamın içinde, insanı düşündüren, mesleğin zorluklarını ortaya koyan, dürüst, namuslu, tarafsız olmayı, fikri takip ilkesini içselleştirmeyi, meslek ilkelerine uymayı gerektiren koşulları taşıyor.
Ancak ‘’Acaba bugün de böyle mi’’ sorusuna, gazete sahipleri, yöneticileri, yazarları, çizerleri ile tüm çalışanları, tatmin edici bir yanıt veremezken, Kadir Sabuncuoğlu yazdığı kitabı ile aranan yanıtın ipuçlarını gösteriyor.
Bugüne kadar Anadolu’da gazetecilik yapan meslektaşlarımızdan, yaşadıklarını bir kitapta toplama girişimi pek az görüldü.
Kadir Sabuncuoğlu profesyonel gazetecilik hayatında yaşadıklarına not düşerek yazdığı kitabı ile meslektaşlarına örnek oldu. Oysaki, Anadolu ile ilgili haberler, gazetelerin en önemli kaynağı idi. Bu nedenle ulusal gazetelerde, kendi bünyelerinde kurdukları haber ajansları ile bu kaynaktan yararlanma yolunu seçmişlerdi.
Özel haber ajanslarının dışında, devlet ajansı olan Anadolu ajansı, yıllardır Anadolu’nun sesini yansıtma görevini üstlenmişti..
Sabuncuoğlu’nu tanıyalım..
Erzurum’un Pasinler (Hasankale) ilçesinde 17 Aralık 1949 günü dünyaya gelen Kadir Sabuncuoğlu’nun nüfustaki adı, Salih Abdulkadir Sabuncuoğlu olarak geçiyordu. Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü mezun olmuş, öğretmenlik yaparken, 1975’te gazeteciliğe, Hürriyet Haber Ajansı’nın (hha) Pasinler muhabiri olarak başlamıştı. 1976’da hha’nın Erzurum Bölge Bürosunda muhabir olarak profesyonel gazeteciliğe adım attı. 1979’da aynı büronun bölge temsilciliğine getirildi.
1990 yıllarında Günaydın Gazetesinin Elazığ Matbaa Müdürü oldu, 1992’de yine hha’daki görevine döndü. Hürriyet Haber Ajansı ile Milliyet Haber Ajansı’nın birleşmesiyle 1999’da kurulan Doğan Haber Ajansı’nın (DHA) Erzurum bölge temsilciliğine atandı.
Merkezi Erzurum’da bulunan Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruculuğunu ve 6 yıl başkanlığını yaptı. Türkiye Gazeteciler Federasyonu kurucu başkanları arasında yer aldı. Arkadaşları ile 2010’da Erzurum Gazetecileri Cemiyetinin kurdu ve bir dönem başkanlık yaptı.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 2008’de Kültür- Sanat dalında ‘Yılın Gazetecisi’ seçildi. 2017’de meslekte 41 yılını doldurdu ve DHA’dan emekli oldu.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Ankara Gazeteciler Cemiyeti, Erzurum Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi üyesi idi.
Buzdan damlalar
Sabuncuoğlu kitabında, Doğu Anadolu’nun saklı kalan gerçeklerini ve insanlarını, güç koşullar altında yapılan gazeteciliği ortaya çıkarmaya çalıştığını belirterek, şunları söylüyor:

‘’Meslek hayatıma başladığım gün açtığım beyaz sayfaya fırsat buldukça yaşanan olayları not aldım. Bunlar benim baktığım pencereden gördüklerimdi.
Severek yaptığım ve zevk aldığım mesleğe hoş bir seda bırakmak için tanığı olduğum bazı olayları paylaşmak istedim.
Bir bakıma yaşamaktan büyük mutluluk duyduğum bu güzel vatan toprağına, Cumhuriyete, Atatürk Türkiye’sine borcumu ödemek için yazdım.
Amiral Gemisi Hürriyet bünyesindeki Hürriyet Haber Ajansı ve Doğan Haber Ajansında 36 yıl yönetici olarak görev üstlendim.
İçeriden biri olarak patronlarım Erol Simavi ile Aydın Doğan’ı kıyasladım.
Simavi ile Doğan arasında olan, ‘Dağlar kadar’ farkı, siz de fark edeceksiniz.
Erzurum, Erzincan, Elazığ, Malatya, Kars, Ağrı, Muş, Ardahan, Iğdır, Bingöl yörelerinde gazetecilik yaptım.
Haber peşinde efsaneleri, türküleri ile kutsal kitaplarda yer alan ünlü Ağrı Dağına çıktım. Yaşadıklarım ve deneyimlerim, genç iletişimcilere ‘örnek olur’ diye düşündüm.
Ayrıca Türkiye’nin en soğuk kentinden başarılı ve Ciğerim Fuat gibi renkli insan hikayelerini derledim. Bizim yörelere kışın kar, çok yağar.
Karakışta geceleri hava çok soğuk olur. Kar bir metre yağmış, ısı sıfırın altında 30- 40 dereceye düşmüş, asla bizleri korkutmaz.
Gündüz bir saat güneşi gördük mü, ceketle dolaşırız. O güneşli saatlerde kar erir ve damla-damla düşer.
Ancak akşama doğru hava soğuyunca o damlalar, Evliya Çelebi’nin kedisi gibi havada donar. Ben kitaptaki hikayeleri o ‘Buzdan Damlalar’a benzetiyorum.
Sizler de o buzdan damlaları güneşte fazla bırakmayın. Yoksa erir.”

Patrondan patrona farklar

Mesleğe başladığı Hürriyet Gazetesi çatısı altında pişip yetişen Sabuncuoğlu, kitabında Hürriyet Gazetesini 1 milyon tirajlara taşıyan Erol Simavi ile gazeteyi satın alan Aydın Doğan arasındaki patronluk farkını karşılaştıran bir analiz de yaptı.
Bugün ekonomik sıkıntılar içinde kıvranan gazete çalışanlarının her iki patron döneminde kazanımları, gazeteciye bakış açısındaki patron farklılıkları şaşırtıcı idi.
41 yıllık meslek yaşamının 16 Yılını Hürriyet Gazetesinde, 2 yılını Günaydın Gazetesinde, 23 yılını aynı gazetenin Doğan Haber Ajansında geçiren Kadir Sabuncuoğlu bakın o günleri nasıl anlatıyor:
Meraklılar bize çok sık ‘Simavi ile Doğan arasında ne fark var” diye sorarlardı.
Erol Simavi, başarılı ve yürekli bir gazeteciydi. Çalışanlar açısından ‘Baba’ olarak nitelendirilen Erol Simavi ile karşılaştığımı ve elini sıktığımı hatırlamıyorum.
Oğlu Sedat Simavi’yi de hiç görmedim. Simavileri sadece fotoğraflarından tanıdım.işadamı kimliği ile öne çıkan Aydın Doğan ile Anadolu’da sayı ile ifade edemeyecek kadar çok karşılaştım.
Aydın Beyle sarılıp yanak yanağa öpüştüğümü kanıtlayacak fotoğraflarım bile var.
Rahmetle anmak istediğim DHA Trabzon Bölge Temsilcisi Turgay Murtezaoğlu ile birlikte Aydın Doğan’a, Erzurum, Erzincan, Trabzon, memleketi Gümüşhane ile Kelkit gezilerinde yıllar boyu eşlik ettik.
Sadece patronu değil, kızlarını da yakından izler, tüm istek ve sorunları ile ilgilenirdik. Ayrıca ziyaretin kamuoyunu ilgilendiren bir yanı varsa, haberlerini de yapardık.
Aydın Doğan Vakfı tarafından Erzincan Üniversitesi yerleşkesindeki Aydın Doğan Kız Öğrenci Yurdunun 10 Mayıs 2007 günü açılış töreninde yaptığı konuşmayı hazırlamış, Aydın beyin Ahmet Muhip Dranas’ın ‘Fahriye Abla’ şiirini okumasını sağlamıştım.
Bir toplu sözleşme örneği
Erol Simavi döneminde çalışanlar, Türkiye Gazeteciler Sendikasına (TGS) üyeydi. TGS ile işveren arasında ikişer yıllık toplu sözleşme imzalanırdı.
Sözleşmeyle, insanlık onuruna yaraşır, çağın ve mesleğin gereklerine uygun yaşam düzeyine ulaşmalarına yetecek ücret verilir, çalışanların işsizlik korkusundan uzak olmaları sağlanırdı.
TGS üyeleri olarak bizlerin Erol Bey dönemindeki aylık kazançları, bir kentin valisinden, belediye başkanından daha fazlaydı. Hürriyet Haber Ajansı A.Ş. adına Özcan Ertuna (Hürriyet Gazetesi Genel Müdürü), gazeteci Nejat Seçen (Hürriyet Haber Ajansı Genel Müdürü), gazeteci Orhan Erinç’ten (Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı) oluşan heyetin imzaladığı 11’inci döneme (1991- 1992) ait toplu sözleşmede ücretlere yapılan zamlar şöyle idi:

“İlk 500 bin liraya yüzde 130, ikinci 500 bin liraya yüzde 90, üçüncü 500 bin liraya yüzde 80, geri kalana yüzde 60 oranının üzerine, brüt 300 bin lira seyyanen zam verildi.
İşveren, 30 Haziran’da alınan ücrete 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere yüzde 15 zam yaptı.
İkinci yılda 1 Ocak’tan itibaren yüzde 60, 1 Temmuz’da ise yüzde 20 zam kabul edildi.
TGS üyelerine günde bir öğün, ya da ayda 150 bin lira yemek parası ödendi.
İkinci yılda yemek parası 200 lira oldu.
Evlenene bir milyon lira net, çocuğu olana 500 lira net ödeme yapıldı.
Her ay çocuk başına brüt 15 bin, ikinci yıl 20 bin lira ödenecekti.
Aile erzak yardımı adı altında birinci yıl her ay 125 bin, ikinci yıl 175 bin liralık kupon sağlandı. Yol parasında, her ay brüt 100 bin, ikinci yıl 150 bin liralık anlaşmaya varıldı.
Her yıl Ekim ayında brüt 750 bin, ikinci yıl bir milyon lira giyecek, her ay brüt 200 bin, ikinci yıl 250 bin lira yakacak yardımı kararlaştırıldı.
TGS üyesinin ilkokula giden çocuğuna ayda brüt 20 bin, orta dereceli okula giden çocuğa 30 bin, üniversiteye gidene 50 bin lira verilmesi, sözleşmede maddeleşti. Her yıl Mart, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında TGS üyelerine dört maaş tutarında ikramiye ödenmesi, toplu sözleşmede yer aldı.”
Bu sözleşmeye göre, son üç sıfırı atarsak, örneğin 1000 lira çıplak maaşı olanın ücreti 2400 liraya, 1500 lira maaşı olanın ücreti 3300 liraya yükseliyordu.
Altı ay sonra bu ücrete yüzde 20, ikinci yılda ise yüzde 60 zam yapılıyordu.
1980 öncesi, Simavi döneminde neredeyse her ay ikramiye ödendi.
Bu duruma göre, Simavi’nin çalışanlarına yaptığı zammı, bir başkası ile kıyaslamak mümkün mü?

Aydın Doğan dönemi ve istifalar

Milliyet’in patronu olan Aydın Doğan, 1994’te Hürriyet’i satın aldıktan sonra Hürriyet ve Hürriyet Haber Ajansı çalışanlarına da noter yolu gözüktü.
Çalışan personele ‘Ya TGS’den istifa edersiniz, ya da iş akdiniz feshedilir’ korkusu yerleştirildi.
Hatta tuzu kuru sınıfından “Ertuğrul Özkök bile TGS’den istifa etti” denilerek, bu süreç hızlandırıldı.
Böylece Hürriyet, Milliyet ve bağlı şirketlerde sendikasız personel çalıştırılmaya başlandı. Aydın Doğan döneminde ücretlere enflasyon oranından fazla zam yapılacağı söylendi ama, bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.
Brüt ücret üzerinden örnekleme yapmak gerekirse; 2006 yılının Şubat ayında 1500 lira maaş alana yüzde 6 oranında, yani 90 lira zam yapıldı.
2007’de 120 lira, 2008’de 140 lira, 2009’da 130 lira zam verildi. 2006-2014 yılları arasında ücretlere toplam yüzde 52 oranında zam oldu.
Yani, 1500 lira olan ücret, 9 yılda ancak 2300 liraya yükseldi.
Yıllık dört maaş ikramiyenin toplamı, 12’ye bölünerek her ay ödendi.
Doğan döneminde Temmuz zammı ise, tarihe karıştı.
Ücretler sadece yılda bir kez Şubat ayında zamlandı.
Aslında Doğan’a ‘Parayı çok sever, eli sıkıdır yakışması’ yapanlar haksız değildi.
Hatta Aydın Doğan ve kızlarıyla ilgili gezileri izleyecek muhabirlere “Maaşımız az, geçim sıkıntısı çekiyoruz” gibi lafları etmemeleri tembihlenirdi.
Bu yüzden kadrolu muhabirlerden açlık sınırına yakın maaş alanlar, geçim sıkıntısı çekenler, mesleğe veda etmek zorunda kaldı ‘’

Bir kutu çikolata çok görüldü

Kadir Sabuncuoğlu tanığı olduğu gelişmeleri anlatmaya devam ediyor:

‘’Erol Simavi döneminde Anadolu’da Hürriyet’e ‘Muhabir aranıyor’ diye bir küçük ilan verdiğimizde, yüzlerce başvuru olurdu. İlçelere bile birkaç iyi başvuru arasından seçim yapmak zorunda kalırdık.
Aydın Doğan döneminde muhabir olanlar, emeklerinin karşılığını alamadılar. Bu nedenle heyecanla aramıza katılanların bir bölümü parasızlığa fazla dayanamadı.
Simavi döneminde Hürriyet’te yayınlanan özel haber ve fotoğraflar için parasal ödüller konmuştu.
Ayrıca, her yeni yıl öncesi başarılı çalışanlara primler, çeşitli hediyeler gönderilirdi. Hediye sepetleri daha çok çalışanların eşleri adına yollanırdı.
Hürriyet’te çalışmanın ayrıcalığı da buydu.

Bir kutu çikolata çok görüldü

Aydın Doğan döneminde ise, yılbaşında zarf içinde bir kutlama mesajı, dini bayramlarda birer kutu çikolata gönderilirdi. Ancak daha sonra çikolata uygulamasından da vazgeçildi. Yani çalışanına bir kutu çikolata bile çok görüldü.
Aydın Doğan döneminde işten ayrılan ya da emekli olanların bir bölümü hakkını almak için İş Mahkemesine başvurdu.
Simavi döneminde il ve ilçelerde muhabirlere de yayınlanan haberleri karşılığında doyurucu prim verilirdi.
Başka kurumlarda da çalışan bir Anadolu muhabiri, ortalama her ay bir maaş da Hürriyet Haber Ajansı’ndan alırdı. Örneğin Muş Muhabiri Mehmet Aydın’a, kadrolu muhabirlerin maaşları kadar prim ödenirdi.
Mehmet Aydın ulusal gündeme her ay ortalama 25- 30 haber üretirdi. Doğan döneminde kadrolu muhabirler gibi sözleşmeli muhabirlerin primleri de, deyim yerindeyse kuşa döndü. Hatta muhabirlere yaptıkları telefon görüşmelerini ödeyecek kadar bile prim veremezdik. Emeğinin karşılığını alamayanlar istifa etti, çoğu yörelere muhabir bulamaz olduk’’
Not.
Resimlerle desteklenen Bir Ömür Bin Haber Kitabını almak isteyenler, Kadir Sabuncuoğlu’nu 0542 453 04 97 nolu telefonundan arayabilir.

Resimler:

1- Kadir Sabuncuoğlu
2- Sabuncuoğlu’nun yazdığı kitabı
3- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 2008’de düzenlediği ‘’Gazetecilik başarı ödülleri’ yarışmasında çeşitli dallarda ödül alanlar.
(Soldan) Habil Tangören, Sibel Kalaycı, helikopter kazasında hayatını kaybeden İHA muhabiri İsmail Güneş ve Kadir Sabuncuoğlu

Cemil Özyıldırım

Kadir Sabuncuoğlu