Atlı Köşk’te Aivazovsky tablosu ve Çetin Emeç’ten gazetecilik dersi..

Hey gidi hey.. Yanlış hatırlamıyorsam tam 177 kişinin soldan sağa ismini almıştım.. Kroki yapar, numaralandırır, isimleri yazardık fotoğraf altına.. (“Resimaltı değil şekerim fotoğrafaltı”) Galatasaray’ın yaşayan en yaşlı grubu, (Bezmen’lerin evinde) herhalde o gün bana “manyak bu” demiştir. Şimdi, ne denli önemli olduğunu daha iyi anlıyor insan..

Okan Sarıkaya

Meslek büyüklerimizden birinden duymuştum. Atlı Köşk’te muhabir aile fotoğrafı tarzı fotoğraf çeker. Fotoğraftakilerin isimlerini de eksiksiz alır. Ancak konu ile ilgisi olmasa bile fotoğraf büyük kullanıldığında arka planda dikkat çeken ünlü bir tablo vardır. Bu önemli bir ressama aittir. Çetin bey muhabire bütün isimleri sorar, hepsinin de yanıtını doğru alır. Arka plandaki tablonun adını sorar, bilemeyen meslektaş köşke tekrar gider. Tablonun ismini alıp gazeteye döner. Ancak Çetin beyin tablonun ismini zaten bildiğini öğrenir.

Mustafa Özdabak

Bunu biz hep birlikte yaşadık Bülent Denli magazin şefiydi Kanat Atkaya magazin muhabiriydi geceye bakıyordu.. Sabancıların evinde bir tablonun önünde Eczacıbaşı ve Sabancı ailesini çekmiş öğlene doğru da haberlerini yazıp gitmişti..bir ara Denli İstihbarat servisine geldi Kanata ulaşamıyorum çabuk Burakcığım evine gider misin dedi ben de fırladım Şişli Bomonti’fe ki evine gittim sonra adeta mevcutlu bir şekilde getirdim. Çetin Bey’in yanına çıktı aşağı indi suratı duvar gibiydi.. hemen Sabancı’nın danışmanını aramaya başladı kısa bir süre sonra ulaştığında tablonun adını öğrendi Ve hemen Çetin Bey’in yanına yukarı çıktı geldiğinde suratı deminki duvarında ötesindeydi ne olduğunu sorduğumuzda “yukarı çıktığımda prova baskıyı gördüm Tablonun adı resim altında yazılıydı zaten Çetin bey biliyormuş bana ders olsun diye yapmış ”
Bu arada. Tablonun adı yanlış hatırlamıyorsam “zenginlerdi”, Orhan Can da hatırlar…

Burak Ersemiz

Aivazovsky’nin bir tablosu diye kalmış aklımda…
Atlı Köşk’te

Orhan Can

Evet doğrusu Ayvazovski… Rus Büyükelçisi ile Sabancı’nın bir fotoğrafı geldi. Atlı köşkte alt büyük salonda Bilardo oynuyorlardı. Benim hatırımda kalan fotoğrafı çekenin Erol Diksoy ya da Sinan Özbalkan olduğu yönünde… Belki de Kanat çekmişti… Olayı da yaşadığım için şöyle hatırlıyorum.. Çetin Emeç toplantıda arka sayfanın manşeti olacak fotoğrafın altını kimin yazacağını sordu. Bugüne kadar bana hiç böyle bir soru sormamıştı. Kuşkulandım..
‘Ben yazacağım’ dedim. Bir ayrıntı aradığını anlamıştım. Ama hangisi… Atlı Köşk’ün alt salonu antika eşyalar ve tablolarla doluydu. Emeç’in beklediği ayrıntı her şey olabilirdi. Bilardo masasının markasından Çernişev’in giydiği kıyafetin ya da ayakkabının markasına kadar her şey…
Sakıp Sabancı için de geçerliydi bütün bunlar.. Veya odada bulunan Rusya’dan gelmiş bir antika obje…
Acaba Çetin Bey neyi görüp görmediğimizi sınıyordu..
Modacı Serdar Candar’dan Rafi Portakala kadar bir dizi uzmanı fotoğraf altının son yazılma saati 17.00’ye kadar gazeteye getirdik ya da telefonla bilgi aldık.
Modacılar, antikacılar, müzayedeciler… hatta hatta fotoğrafın politik bir tavır olup olmadığına kadar soruşturduk.. Oda da bir Ayvazovski tablosu vardı.
Sonunda şansımızı Ayvazovski’den yana kullandık.. Adını da bulduk… “Fırtına”…
Bu içerikte bir fotoğraf altı yazdık. Akşam toplantısında heyecan içindeydim. Ağır bir fırça yemek söz konusuydu. Hiç sesini çıkarmadı.
Çetin bey toplantıyı bitirirken neredeyse sevinçten bağıracaktım. Dosyalarımı topladım, tam çıkarken gazete döndükten sonra çatıya gel dedi. İlk kez çatıdaki bara davet almıştım. Ama yinede tedirgin oldum. Uzun lafın kısası oradan buradan konuşmalarla saatler akıp gitti. Ayrılmak için her izin isteyişimi sonra gidersin diye geri çevirdi. Herkes gitti. Nerede oturduğumu sordu. Ben seni Kadıköy’e bırakacağım dedi.
Arabada tek bir soru sordu. “Nereden anladın” dedi. Ben de yaptıklarımızı bir bir anlattım. Fotoğraf altını kim yazacak deyince kuşkulandığımız söyledim. Teşekkür etti.
Bu bana Çetin Emeç’ten büyük bir ders oldu. Bütün meslek hayatım boyunca toplantıya sunmadan önce fotoğrafları köşe bucak inceledim. İşin sonrası da var. Olay serviste bomba gibi patlamıştı.
Herkes Ayvozovski’nin “Fırtına” tablosunu ezberlemişti.
Aradan 1-2-3 ay gibi bir zaman sonra Dolmabahçe Sarayı’ndan aynı tablonun fotoğrafı geldi. Tablolar ikizdi. Birinden biri sahte olmalıydı.
Bu kez “Sabancıyı kim kazıkladı” diye yeni arka sayfaya manşet olduk..
Hikayenin daha da devamı var.
Bu olaylardan öğrendiklerimizle sonradan onlarca habere imza attık..
Çetin Emeç’in gazetecilik refleksi bizi eğitmişti..
Çocuklar, kardeşlerim, arkadaşlarım, meslektaşlarım hepinizi sevgiyle kucaklıyorum…

Bülent Denli

Sabancı’yı kim kazıkladı haberini çok iyi hatırlıyorum.

Meriç Köyatası

Atlı Köşk haberine düzeltme.. Arkadaşlar, olay şudur.. Öncelikle hem fotoğraflar, hem de yazı bana ait. O gün Atlı Köşk’teki tek muhabirdim.. SSCB’nin Ankara Büyükelçisi Albert Çernişev (yanlış hatırlamıyorsam vefat etti), Merhum Sakıp Sabancı ve Dilek Sabancı Atlı Köşk’te bir araya gelmişlerdi. Ağırlıklı olarak turizm ve yatırım konuşmasının ardından merhum Sabancı, Çernişev’e “iyi bir bilardo oyuncusu olduğunuzu duydum” dedi. Çernişev’de (Türkçe’ye son derece hakim bir diplomattı) “sizinle oynamaktan keyif alırım” dedi. Çernişev’in ceketini çıkarıp, kolları sıvaması, bir de ağızında sigara ile bilardo masasına yatarak yaptığı hamleler.. Fuji film kullanıyorduk o günlerde 36’lık makara, sayılı alırdık. Gözüm döndü, Allah ne verdiyse deklanşöre basıyorum. Gazeteye döndüğümde 8 makara fotoğraf çektiğimi fark ettim. Bülent ağabey (Bülent Denli) “ne yaptın” dercesine yarım gözlük bana bakarken olayları anlattım. Sonrasında yazı işlerinde ışıklı masaya yayılan fotoğrafları her zaman olduğu gibi merhum Çetin Emeç’e anlatırken buldum kendimi. Tek tek bu nedir, bu kimdir faslında yine bir fotoğrafı ayırarak bana, “şekerim fotoğraf altına şu tablonun kim tarafından hangi yılda yapıldığını ve adını yazıver” dedi. Ben de “peki efendim diyerek yazı işlerinden ayrıldım. Motor takılmışcasına karşı binaya nasıl kendimi attığımı bir ben, bir Allah biliyor. Sevgili Bülent Denli, Leyla İsmier, Mehmet Yaşin.. Bilumum servis tablonun detaylarının peşinden koşuyorduk.. Atlı Köşk’ü aradık, sevgili Türkan Sabancı bunu bilse bilse Rafi (Portakal) bilir deyip telefonunu vermişti. Merhum Sakıp ağa toplantı sonrası yurt dışına uçmuştu. Mobil telefonla ulaşma imkanı yoktu.. Rafi de Hollanda’daydı.. Bütün gün süren çaba sonrası saat 18.15 gibi öğrendiğim bilgiyle heyecan içinde Yazı İşleri odasına gittim. Rahmetli Çetin Bey hafif gülümseyerek “Ne oldu Fotoğraf altı?” dediğinde kağıttaki notları uzatırken ellerimin nasıl titrediğini bugün, dün gibi hatırlarım. Rahmetli içeriye seslenerek “taşrayı getirin” dedi. Gazete önümde duruyordu. Arka sayfaya neredeyse yarım sayfa kullanılan haberin tüm detayları konmuştu. Tabii ki fotoğraf altı da. Merhum kendisi yazdırmıştı, bizlerden istediği bilgiyi.. Tabloya gelince Şehzade Abdülmecid Efendi’nin bir eseriydi..

Okan Sarıkaya 

Doğrudan tanık olmadığım için, ismi söylemeyeceğim. Hürriyet’te 1990 öncesi bir muhabir haberinde Avrupa ülkelerinden birinin başkentini yanlış yazdığı için işinden olur.

Mustafa Özdabak

Sanırım yine 89 ya da 90 yılıydı Atatürk havalimanı kavşağında bir hostes arabasıyla Takla attı. Üstelik üç aylık hamileydi… ertesi gün haber tüm gazetelerde çıktı.. ben de hostesin yaşı 28 yazıyordu diğer gazetelerde 32 diye çıkmıştı. Bu nedenle savunmam istendi.. Ve savunmama Ölen hostesin nüfus kağıdı fotokopisini de ekledim benim yazdığım yaş doğruydu ve yarım maaş ikramiye aldım… doğru olmasaydı aynen gönderirlerdi. Ve savunmayı bizzat Çetin Emeç istemişti.

Burak Ersemiz

Edindiğin bilginin doğruluğuna ikna olana kadar uğraşırsın. Bu yüzden komik duruma düşebilirsin. Doğrulatmak için, birkaç kişiye madara olmak, yayınlanınca rezil olmaktan iyidir. Ahmet Çakar, sanırsam2000’li yılların başında bacaklarından kurşunlandı.
Başhekim ile, ameliyatı yapan doktor, birlikte açıklama yaptı.
Önemli olan, hayati tehlikesinin bulunmayışı idi.
Başhekim açıklamanın bir yerinde 4 kurşun gibi bi laf etti. Çok net konuşmamıştı.
Açıklama sonrası ameliyatı yapan doktora sordum. Şükür kayıt cihazım açıktı. Dört girip çıkan, bir de ilk anda müdahale edilemediği için kalan kurşun olduğunu söyledi. Toplam 5 ediyor. Haberi ayrıntısıyla geçtim. Kısa süre sonrası, telefondan, meslektaşlarımın tahmin edeceği tonda bir ses. “Anadolu Ajansı 4 diyor. Bizim Gayrettepe muhabirimiz 3 diyor. Doğrusu hangisi” diye.
Kaynağımın doğru olduğunu, kayıt cihazım da bulunduğunu söyledim. Öfkeyle kapanan bir telefon.
Ertesi gün haber benim geçtiğim şekilde çıktı. Tekrar öfkeyle o kaydı saklamam söylendi.
İkramiyeyi zaten çoktan unutmuştuk. Teşekkür bile yoktu

Mustafa Özdabak

Ben rahmetli Çeto dışında, bu kadar detaycı gazete yöneticisi görmedim.
Şimdi haberin geçtiği şehri, serginin açıldığı galerinin ismini yazmıyorlar.

Atilla Güner